RÖPORTAJ // EMILY WELLS: “ESAS İLGİMİ ÇEKEN MEVZULAR PRODÜKSİYON, SESLER VE ŞARKI YAZARLIĞI”

0 Posted by - 27 November 2013 - RÖPORTAJ

On parmağında on marifet sanatçılardan Emily Wells. Başta keman olmak üzere çok sayıda enstrümanı çalıyor, kendi şarkılarını besteliyor, klasik müzikten hip hop’a geniş bir tür yelpazesinde geziniyor ve onları bir güzel kaydediyor. Bu akşam Babylon sahnesinde de bizzat marifetlerini sergileyecek.

Kemana 4 yaşında, keman çalmayı ana dil öğrenir gibi öğrenmeyi öngören Suzuki Metoduyla başlamışsınız. Neler olup bitiyordu hatırlıyor musunuz?

O yaşta henüz nota okumaya hazır değildim. Öğrenmem gereken eseri önce kasetten dinlerdim. Sonra annem piyanonun başına geçer, melodileri çalardı. Ben de kendimce ona eşlik etmeye çalışırdım. Yavaş yavaş duyduğum sesleri sanki bir dil öğrenir gibi taklit etmeye, o melodileri kemandan çıkarabilmeye başladım.

Sonrasında nasıl devam etti müzikle ilişkiniz?

Sanırım bulabildiğim ne varsa dinleyip içime sindirmeyi istiyordum. Müthiş bir merak vardı içimde, sürekli keşifteydim. Müziği kulaklıkla dinlerdim, bu yüzden benim için gayet özel, kişisel bir şeye dönüşmüştü.

Davul çalmayı da mecbur kaldığınız için öğrenmişsiniz…
Kendimi davul çalmak zorunda bıraktım diyelim. O sıralar davulcumdan epey uzağa taşınmıştım ve tarihi yaklaşan konserlerim vardı. Sahnede elektronik seslerle, akustik davul sesinin birbirine karışmasını istiyordum.

Davul çalarken şarkı da söylüyorsunuz, ki bu hiç de kolay bir şey değil.

Davul çalmak bir bakıma ‘topraklama’ gibi. Bazı anlarda şarkı söylemeyi daha kolay hale getirdiği bile söylenebilir. Bir boks müsabakasına benzetiyorum.

Emily+Wells+b+and+w

Peki hiç keşke sadece tek bir enstrümana odaklansaydım diye düşündüğünüz oluyor mu? Mesela kemana?

Oluyor tabii. Kimbilir, belki sadece keman çalsaydım gerçekten çok iyi yerlere gelebilirdim. Ama esas ilgimi çeken mevzular prodüksiyon, sesler ve şarkı yazarlığı.

Emily Wells’in müziğinde etkisini işiteceğimiz türler arasında folk, blues, hip hop ve klasik müzik var. Herhangi bir türü eksik bıraktık mı?

Hmm… deneysel işleri ve dans müziğini de ekleyelim listeye.

Tori Amos, Enya, Nirvana gibi isimleri dinlerken bir gün rap’i keşfettiğinizi ve o noktadan sonra çok şeyin değiştiğini söylüyorsunuz bir röportajınızda.

Yepyeni bir dünyanıın kapıları açıldı önümde. Müziğe bakışım zenginleşti. Rap şarkılarında anlatılan dünyayı benimseyemedim belki ama rap’teki hikaye anlatış biçimine, o yaratıcılığa aşık oldum.

Son stüdyo albümünüze ‘Mama’ adını koymanız, albümün gayet kişisel şarkılardan oluştuğunu düşündürüyor. Öyleler mi peki?

Sanırım farkında olmadan bu tip sorulara açık davetiye çıkardım bu adı vererek. Aile bağlarından, aile bağlarının sıkılığından bahseden şarkılardan oluşuyor. Aşk, kalp kırıklığı, hiç ummadığınız kadar çok sevmek ve kaybetmek hakkında şarkılardan.

‘Mama’ üzerinde çalışırken ilham kaynaklarınızdan biri Milan Kundera’ymış. Kitaplar dışında başka neler ilham vericiydi?

Kitaplar bir yandan dil algımı etkiliyor, bir yandan da yığınla fikrin kıvılcımını çakıyor. Başkalarının müziklerini dinlemek de ilham vericidir. Ama günlük hayatta, sokakta ya da metroda şahit olduğum akıp giden o basit sahneler de büyük birer ilham kaynağımdır. Ve tabii arkadaşlarım, onları unutmayalım.

Konser vereceğiniz mekana girer girmez dikkatinizi ilk çeken nedir? Gözünüz ilk neyi arar?

Salonun nasıl düzenlendiğine bakarım ilk. Seyirci için davetkar mı değil diye. Burada rahat edecekler mi diye. Sonra da sahneye, nasıl göründüğüne, beni nasıl yansıtacağına.

Kuliste bulunursa pek iyi olur dediğiniz şeyler var mı?

Avokadolu suşi ve burbon severim.

Sahneye çıkmadan önce gerçekleştirdiğiniz bir ritüel var mı peki?

Gölge boksuyla, şükranlarımı sunma karışımı bir şeyler yapıyorum sahneye çıkmadan evvel.

Daha önce Akşam gazetesi Pazar ekinde yayımlanan röportajın Hafif Müzik versiyonudur.

No comments

Leave a reply