RÖPORTAJ // İNSAN NESLİNİN SONU: RASHİT USÛLÜ BAŞKA BİR PUNK

2 Posted by - 19 March 2013 - RÖPORTAJ

Memleketin nev-i şahsına münhasır ekiplerinden Rashit ile yeni albümleri “İnsan Neslinin Sonu”nu konuşmak üzere buluştuk. Grubun bas gitaristi Bülent Kabaş üniversitede ders verdiğinden, gitarist Levent Özer ise bu aralar solo projesinden başını kaldıramadığından katılamadı. Biz de Tolga Özbey, Orkun Tunç ve Oğuz Taktak ile karşılıklı oturduk ve albümü masaya yatırdık. Baştan söyleyelim, bu kez bambaşka bir Rashit var karşınızda. Enfes bir albüm bir kere “İnsan Neslinin Sonu”; konsepti, sözleri ve müzikal yaklaşımı pek hoş. Önceki albümlerdeki dinamik punk şarkıları yok belki ama bu kez Rashit usûlü başka bir punk var ortada. Üstüne bir de Nazan Öncel var. Göksel var. Biri, Love’ın “Alone Again Or”u olmak üzere dört tane düzenleme / yorum var. E, daha ne olsun!

*Arada bir-iki iş yaptınız ama bir önceki albümden bu yana uzun bir süre geçti. Albümün çıkış tarihi neden bu kadar sarktı?

Oğuz Taktak: 2010’da “Dinozor” EP’sini yapmıştık. Sonrasında, bu albüm 2012’de çıkacaktı ancak, plak şirketinin kendi tasarrufu, 2013 Mart’a kaydırıldı çıkış tarihi.

*Ben o EP’yi dinlemedim hiç sanırım. Onda yeni şarkı var mıydı?

Oğuz Taktak: Var, var. 5 şarkılık bir EP idi o. Dinozor’un iki versiyonu var. (Sansürlü ve sansürsüz) Onun dışında dört yeni şarkı vardı o albümde.

*Sırada akustik bir albüm varmış sanırım. Öyle duydum ben. Nedir o olay?

Tolga Özbey: Akustik albüm hala planlar dahilinde ama bu albümün çıkışı ertelenince o da ileriki bir tarihe kaldı. Şimdilik “İnsan Neslinin Sonu”nun tanıtımı ve konserleri ile ilgileniriz bir süre daha… Yoksa büyük ölçüde hazırız akustik albüm için.

*Yeni besteler de olacak değil mi akustik albümde?

Tolga Özbey: Tabii ki olacak. Yeni şarkılar da hazır.

*Neyse asıl konumuza girelim. “İnsan Neslinin Sonu”nu dinlediğimiz zaman şunu görüyoruz; bu albümde sloganı ve adrenalini yüksek, o alıştığımız Rashit punk’ı geride kalmış. Bu albüm nispeten daha sakin sularda geziyor. Ne oluyor çekiliyor musunuz punk sularından?

“Bizler neyin ne olduğunu iyi bilen / Uçup gitmişiz zaten.” – Büyük Yarış

Tolga Özbey: Biz, bir alt kültür olarak punk’ın içerisinde bulunduk. Yaşam tarzı olarak da benimsedik ve bütün hayatımıza etki edecek şekilde bizi değiştirdi. Kolay kolay üstümüzden silip atamayız onu. (Öyle bir niyetleri de yok) Ama bunun haricinde yaşımız ilerledikçe bir şeyler değişiyor. Zaten değişime direnmek anlamsız. Bu albümde hiçbir şeyi zorlamadık. İçimizden çıkanı kaydettik.Yani bu Rashit’ten uzak bir şey değil. Bizden çıktı en nihayetinde. Asıl, eskisi gibi bir albüm yapmaya gayret etseydik samimiyetsiz olurdu.

Oğuz Taktak: Ben solist olarak burada araya girersem; bağırmadan da bir şeylerin söylenebileceğini fark ettim. Eğer punk’tan anladığımız bağırarak şarkı söylemekse evet bağırarak şarkı söylemiyorum. Ancak dikkatli bir dinleyici için bu albüm sözleriyle hala alt kültürün bir parçası. Dediğiniz doğru, slogan yok. Ancak, alt kültüre dair her şey bu albümde de var.

*Ben önceki albümle kıyasladığımda şunu görüyorum; o eski Rashit’in yarısı duruyor. Diğer yarısına ise olgunluk çökmüş sanki. Çok klişe ama bu albüme olgunluk albümü der misiniz?

Oğuz Taktak: Artık daha iyi müzisyenler olduğumuzu söyleyebilirim belki.

Tolga Özbey: Ben de kendi adıma daha iyi söz yazdığımı düşünüyorum.

Orkun Tunç: Beste yapmayı biraz daha ciddiye aldığımız bir dönem.

Tolga Özbey: Bizim muhalif kimliğimiz hala duruyor. Onu yitirmemiz söz konusu değil. Ancak, her albümde savaş karşıtı bir şarkı yapmak zorunda değiliz. Sansür konusuna daha kaç kere dikkat çekelim.

Oğuz Taktak: Şöyle de bir şey var; bu albüm içeriği ile bir bütün. Bu zaten bizim her albümde gerçekleştirdiğimiz bir gelenek. Konsept albümler yani bizim albümler. Biz artık insan neslinin sonunun geldiğini düşünüyoruz ve bunu Tolga’nın yazdığı güzel şiirlerle ve yapabildiğimiz en iyi bestelerle anlatmak istedik. Doğru, bunun adı punk değil. Ancak kim koyabilir ki buna bir isim zaten? O isimleri kim takıyor ki müziğe?

*Haklısınız. Bunlar paketlemek için konulan isimler. Punk tabii ayrı bir alt kültür ancak tüm müzik tarzları paketlemek/kategorize etmek ve satışa uygun hale getirebilmek için bulunmuş şeyler. Zaten muhalif tavrınız yine devam ediyor albümde. Misal bir aşk şarkısı yazıyorsunuz ama şöyle diyorsunuz:
“Sevme kafanda kurguladığın birini / Ben buyum ve işte benim huyum” – Basit Bir Dokunuş

Oğuz Taktak: Evet, “Basit Bir Dokunuş” isimli şarkı o.

Orkun Tunç: “Kişisel Cehenemmim” de öyle. Benim en slogan vari bulduğum parça o. “Hep Yokluğa” da keza öyle. Durumun değişmediğini gösteren şarkılar.

*”Kişisel Cehennemim” en punk şarkı sanırım. Albümde her şarkının kendine has bir dokunuşu var ama hepsi bir bütün de aynı zamanda…

Oğuz Taktak: Evet aynen öyle. Biraz da şey var; biz bir grubuz ve kişisel bir albüm yapmadık. Bu bir grup albümü ve bizim grupta da tam bir demokrasi var. Herkes kendi müzikal bakışını bu albüme tam olarak yansıttı diyebiliriz. Levent’in gruba dahil olmasıyla “Nurotik Sanrılar” gibi bir şarkımız oldu misal. O şarkı tam manasıyla Levent’in stilini yansıtıyor. Tolga’nın zaten kendine has bir stili var. Orkun prodüksiyon işlerinin içerisinde olduğu için çok geniş bir yelpazeye sahip. Tüm bunlar birleşince eklektik bir albüm çıktı ortaya. “Nurotik Sanrılar”da funk etkisi var. “Kişisel Cehenemmim”de garage punk. “Hep Yokluğa”da world music etkisi. Bu durum, bana sorarsanız ticari kaygıdan ziyade kendini tatmin emek için üretilmiş bir albüm olduğunu gösteriyor. Tabii takdir yine halkın…

Tolga Özbey: Ben bu albümü Clash’in “Combat Rock”ına benzetiyorum. Çok farklı sound’lara sahip birçok şarkı var ve hangisine punk diyebilirsiniz ki? Ama o albüm özünde bir punk albümü.

Orkun Tunç: İnsanlar da aslında bu tarz albümleri daha çok seviyorlar artık. ‘Derleme/Complation’ tarzı, farklı şarkıların olduğu albümleri dinleme eğilimindeler. Ben popüler müzik albümlerini incelediğimde bunu daha rahat görüyorum. Türkiye’de pek denenen bir şey değil. Türkiyeli müzisyenler genelde bir sound’u korumayı hedeflerler. Biz farklı farklı müzikler dinlediğimiz ve onlardan etkilendiğimiz için tek bir tarza bağlı kalmak istemedik.

Tolga Özbey: Bir yandan da risk alıyoruz. Eleştiri de gelebilir. Neden tarz bütünlüğü yok denebilir. Ama bu gerçekte gün içerisinde dinlediğimiz müziklerin bir örgüsü aslında.

*Negatif tepki aldınız mı hiç peki? Daha dinlemeden olumsuz konuşmayı sever bizimkiler…
(Gülüşüyorlar)

Tolga Özbey: Bu hep böyle oldu. 99’da “Telaşa Mahal Yok”u çıkardğımızda underground yıllarımızı bileneler “Niye öyle çalmıyorsunuz yine” dediler. Hep bir öncekiyle kıyaslandık. Biz buna takılamayız.

Orkun Tunç: Ama şunu da söyleyelim; herhalde ilk defa çok az negatif tepki alıyoruz. Bu albüm hakkında çok fazla insandan güzel şey duyduk.

Tolga Özbey: Bir yandan bizim avangart bir duruşumuz da var. Sound olarak değilse de belki duruş olarak. Bunun sebebi farklı olma dürtüsü değil içimizden tam olarak yansıttığımız şeyin gelmesi.

Oğuz Taktak: Bu aslında bi risk. Uzun yıllardır takipçisi olan ve iyi kötü seyirci kitlesi olan bir grubuz. Doğru ticaret elindekini avcunun içinde tutmaktan geçer. Ancak biz denemeye devam ediyoruz.

*Erkin Koray şarkısı “Gaddar”ı yorumlamıştınız, o neden girmedi bu albüme?

Orkun Tunç: Aslında kendisi bizi çok seviyor, şarkıyı da verdi. Ancak biz alamadık. Yoksa izin verdi kendisi… Olumsuz bir durum yok.

*Belki de hep öyle bakıyordunuz ama ben yine de sorayım. Zaman içerisinde müziğe bir sektör olarak bakmaya başladı mı Rashit?

Orkun Tunç: Zaten hep öyle bakıyorduk.

Oğuz Taktak: Sektör diyemeyiz. Sektör değil de ‘çarşı’ diyelim. (Gülüşmeler) Unkapanı’ndaki çarşıdan bahsediyoruz en nihayetinde.

Tolga Özbey: Biz 99’da bandrollü bir albüm yayınladığımızda öyle bakmaya başlamıştık. Öncesinde kendimiz boş kaset alıp çoğaltıyorduk ve dağıtıyorduk. Ancak o aldığın boş kaset de Raks’ın ürettiği kasetler. Zaten bir çıkışı yok ki bu döngünün. Yanlış hayat doğru yaşanmaz.

Orkun Tunç: 99’da Sony ile anlaşma imzaladığımızda da bize kimse karışmadı. Biz yine kendi bildiğimizi okuduk. Şu anda da Bülent Forta’yla çalışmamızın sebebi odur. Baktık ki gene orada rahatız. Gene Ada Müzik’te rahatız. Onlarla çalışıyoruz.

*Bu sizin duruşunuzla alakalı olabilir, her grup bu rahatlığı elde edemiyordur belki.

Oğuz Taktak: Ada Müzik’le çalışıyor olmamız bizim duruşumuzla ilgili olsa gerek. Bülent Forta’yla çok fazla ortak noktamız var. Siyasi görüşümüz, dünya görüşümüz ortak; müzik zevkimiz benzer. Sektöre bakışımız ortak.

*Albüme geri dönelim. Düetlerden konuşalım. Düet şarkısı olarak mı yazdınız bu şarkıları?

Orkun Tunç: Nazan Öncel’le yaptığımız şarkı hakkında konuşursak; Oğuz dedi ki “Bir kadın vokal nasıl olur acaba?”. O anda Nazan Öncel’in olması gerektiğini düşündük. Aklımıza daha ‘cool’ bir kadın vokal gelmedi.

*Ben de çok yakıştırdım Nazan Öncel’i Rashit’in yanına…

Tolga Özbey: Biz çok laf edilir diye düşünüyorduk. Enteresandır hep iyi geri dönüşler aldık o şarkıyla alakalı.

Orkun Tunç: Çünkü Nazan Öncel, ne kadar popüler bir sanatçı olursa olsun hep bir aykırı duruşu vardı. Sektörün içine giren ama ona ters bakan bir kadın.

Oğuz Taktak: Bu olayın gerçekleşmesinde bir de şöyle bir durum var; Nazan Öncel, Altay Öktem’in bir kitabında Rashit’ten bahsedildiğini okuyor. Sonra biz kendisine ulaştığımızda hemen kabul etmesinde Altay Öktem’in o kitabındaki pasajın etkisi de büyüktür sanırım.

Orkun Tunç: Uzun zamandır böyle güzel melodi duymadığını sözlerden de etkilendiğini söyledi. Şarkı da içine sindi yani. Diğer türlü kabul etmezdi.

Oğuz Taktak: Kendisine çok minnettarız o olmasa bu şarkı böyle olmazdı. Şarkıyı aldı başka bir yere taşıdı.

*Göksel’den de konuşalım. Onunla yaptığınız şarkı da pek güzel…

Orkun Tunç: Göksel’in iki albümünde ben kişisel olarak onunla birlikte çalışmıştım. Tanışıklığımız eskiye dayanıyor. Bizim konserlerimize de gelir seyirci olarak. Onunla söylediğimiz şarkının orijinali Sandy Posey’in “All Hung Up On Your Green Eyes”ı, bizim aramızda konuştuğumuz bir şarkıydı. O şarkının bir Şehrazat yorumu var. Onu dinliyorduk hep. Oradan çıktı. Dikkat ederseniz o şarkıda sadece Göksel ve Oğuz söylüyor bir de gitarlar var, o kadar. Yalın kalması gerektiğini düşündük.

*70’lerin efsane gruplarından Love’ın “Alone Again Or”unu cover’lamışsınız bir de…

Orkun Tunç: Sever misin o şarkıyı?

*Severim tabii sevmem mi! Memlekette de seveni boldur diye düşünüyorum. Radyo Eksen onun Calexico cover’ını çok çalardı.

Tolga Özbey: Damned’ın da bir cover’ı var o da harika. Onu da dinlemeni öneririm. Cover yaparken farklı versiyonları dinlemeye özen gösteriyoruz.

Orkun Tunç: Ben hikayesini de anlatayım. Jay Dobis’in evinde bir kahvaltı sırasında “Bu şarkıyı hatırlar mısın?” dedi. Hatırladım ama orijinal versiyonunu çok dinlememişim. “Yapsanıza bunu” dedi. Bizim de kafamıza yattı. Sonra araştırmaya başladık internet üzerinden. Bu araştırmaların sonucunda bize bir mail geldi. Bir bayan, “Ben Bryan MacLean’in annesiyim” dedi. “Siz şarkıyı yorumlamak istiyor muşsunuz, alın kullanın” dedi ve hiç para talep etmedi. Hatta Türkçe bir sözleşme gönderdik kendisine, onu dahi ne olduğunu bilmeden imzaladı. Oğlunun anısını yaşattığımız için çok memnun olmuş bu durumdan. Biz de o onayın üstüne şarkıya yeni sözler yazdık. Bu tarz şarkılara yeniden söz yazmak zordur. Tolga’yı tebrik etmek istiyorum bu noktada bu işin matematiğini iyi çözdü, çok güzel bir iş çıktı ortaya…

Tolga Özbey: Şiir yazmayı çok severim zaten ama genelde hep değiştirmek zorunda kalırdım sözleri bestelerken. Bu albümde artık o işi çözmüş olacağım ki aynen besteleyebildim çoğu şiiri.

“Zor kabullenmemiz gerçeği / Gerçek bu denli / Korkuturken acımasızca bizi” – Zor Gerçek

*Jay Dobis ve Murat Igor Atalay müzik danışmanı olarak geçiyor albümün kartonetinde. Kimdir onlar?

Orkun Tunç: Çok yakın dostlarımız onlar. İsimlerini bir şekilde kullanmak istedik. Aslında bu tür durumlarda doğru tabir ‘A&R’ yani artist repertuvar kısmı ama müzik danışmanı olarak geçirdik isimlerini.

Tolga Özbey: Hepimiz aslında müzik dükkanlarının olmadığı günlerden beri bu işlerin içindeyiz ve oradan kalma alışkanlıklar var. Plakçılarda, sahaflarda plak karıştırırken tanıştığımız böyle birçok dostumuz var. Sen şunu dinledin mi, bunu dinledin mi… O dönemden bazı arkadaşlarımız bize destek oluyorlar bu şekilde. Sağ olsunlar Jay de Murat da bu konuda bize çok yardımcı oluyor.

Orkun Tunç: Bu insanlar gerçekten müziği çok seven eline geçirdiği bir plağı en ince detayına kadar inceleyen tutkulu adamlar. Karşısına geçtiğiniz zaman iletişim kurmak da zor olabilir, bazı söylediklerini anlayamayabilirsiniz. Çok detaylı her şeyi bilen, almanak gibi adamlar… Bu tarz insanlardan fikir alıp hep kendi süzgecimizden geçirip kullanıyoruz.

*Bir de yine kartonetten öğreniyoruz ki Buzuki Orhan ile çalışmışsınız…

Tolga Özbey: Evet “Nogay Marşı” için esasında dombra çalınması gerekiyordu. Orhan’la bir dostluğumuz vardı. Onunla iletişime geçtik.

Orkun Tunç: Dombra çok güzel bir enstrüman ama kafamda başka bir şey var diyerek geldi o bize. 8-9 farklı lokal enstrümanla çaldı kendi partisini ve sonunda lavta ve alman banjosu kombinasyonunun uyumunu çok beğendi. İki ses bir araya gelince dombraya da çok yakın bir ses elde etti.

“Bekeleme hiç boşuna / Anlamsız bir muamma / Varlıktan hep yokluğa” – Hep Yokluğa

*Artık gerçek manada ‘insan neslinin sonu’ndan bahsedelim.

Tolga Özbey: Esasında çok mecazi bir manâda kullanıyoruz. İnsanlar ortadan filan kalkmıyorlar. En azından yakın bir gelecekte kalkmıyorlar. (Kahkaha şöleni) Burada bahsettiğimiz şey; insanı insan yapan değerlerin ortadan kalkması. Bunu hepimiz görüyoruz ve mecburen bir yerden sonra biz de yitiriyoruz bir şeyleri. Bir öz eleştiri aynı zamanda.

*Albüm hissettiriyor gerçekten bu duyguyu. Özellikle “Savaş Boyaları”nda o ruh tam olarak işliyor insana.

“Tüm dünya kana bulanmışken / Bir sen seyirci kalma / Sür savaş boyalarını / Gel katıl aramıza” – Savaş Boyaları

Tolga Özbey: Bizim için de başka bir yerde o şarkı.

Orkun Tunç: O duyguyu vermek için çok uğraştık. Bu albümde, özellikle kendi adıma konuşayım, her şeyi daha basit tutmaya çalıştım. Kendimizi zorlamadık. Minimal bir albüm. Dinleyen birilerinin ben de çalabilirim bunu demesini istedim. Davul çalmaya başladığım ilk ana dönmeye çalıştım.

Tolga Özbey: Olabildiğince canlı performansa yakın bir şekilde çalmak istedik. Vokaller de gitarlar da öyle. Zaman içerisinde yavaş çalmayı da öğrendik.

*Peki yakında nerelerde çalacaksınız?

Oğuz Taktak: Bir Türkiye turnesi yapacağız. Olabildiğince fazla şehre gitmek istiyoruz. Daha net değil tarihler ve lokasyonlar. Web sitemizden ve twitter hesabımızdan duyururuz zaten.

www.rashit.com twitter.com/ra_shit

*Bu söyleşi 18.03.13 tarihli BirGün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply