RÖPORTAJ // Kenan Doğulu: Babam pazar sabahları bizi müzikle uyandırırdı

0 Posted by - 05 March 2013 - RÖPORTAJ

kenan
Geçenlerde masamın üzerinde bir plak buldum. Kenan Doğulu’nun “Aşka Türlü Şeyler” isimli son albümü. Aldım, karıştırdım, dinledim, hoşuma gitti. Neden ben Kenan Doğulu’yla oturup güzel bir yemek yiyip plaklardan, müzikten, havadan sudan konuşmuyorum diye düşündüm. Kendimi onun önerisi üzerine Galata’daki Salt’ta buldum…

Kenan Doğulu büyümüş. Yıllardır Türkiye’nin diline dolanan pop şarkıları yazarken bir yandan da rafine zevkler geliştirmiş. Birazdan resim ve heykel koleksiyonundan bahsedecek ama şimdi sevgilisi Beren Saat’in fotoğrafının duvar resmi olduğu telefonundan bana şarap çeşitlerini ve bunlara dair püf noktalarını içeren uygulamaları gösteriyor (Vine Spectator dergisinin, Vine Ratings + isimli uygulaması; belki kullanırsınız). Hem işi gereği hem de özel merakından teknolojiye çok meraklı.
Bir şiir kitabı çıkarmayı planlıyor. “Nota mafyasının gelip almadığı dizeleri şiir
kitabı yapacağım” diyor. Bestelemediği şiirlerini tanımlamak için kullandığı kendine has bir ifade.
Hava kararıp şehir ışıldamaya başlayınca manzaradan konu açılıyor. “Dikkat ediyor musun kiliseler hiç aydınlatılmıyor” diyor, “camiler kadar kiliseler de aydınlatılsa belki de İstanbul’un zenginliği iki katına çıkacak.” Köprü ışıklandırma alanındaki başarısızlığımız, Oscar ödül törenindeki Jennifer Hudson ve Shirley Bassey performansları falan derken acaba muhabbetin en güzel yerini kaydetmiyor muyum ben diye endişelenerek kayıt düğmesine bastım.

Son albümün “Aşka Türlü Şeyler”i plak olarak basmaya nasıl karar verdin?

Plak hastasıyım. Babamdan kalma 250-300 plağım var evde. Charlie Parker’lar, Paco De Lucia’lar, Paco Pena’lar. Caz, Flamenko ve klasik müzik ağırlıklı. Babam çok zevkli ve keyifli bir adamdı. Pazar günlerini evde onun plaklarını dinlemeye ayırırdık. Hatta sabahları bizi müzikle uyandırırdı. Onlardan bir tanesini hiç unutmam, ne zaman çalsa o anları hatırlarım. Paco Pena’nın bir şarkısı.
O plakların kokusu, kağıdı, eskidikçe güzelleşmesi, o analog duygu, hep özlemle içimizde kalmıştır yıllarca. Kaset çıkınca müzik dinleme kalitesi epey düştü. Şimdi onca teknolojinin ardından plak yine geri dönüyor. Hiçbir şey onun yerini tutmuyor. 13 albümüm var, bu içlerindeki en iyi albümüm oldu diyebilirim. Onu plağa basarak ölümsüzleştirmek istedim.

Alıştığımız türde bir pop albümü gibi değil, daha klasik çizgilere sahip. Ne dersin?

Bugün pop müzik kendisini elektronik müzikle ve belli teknolojik özelliklerle tanımlayıp sınırlamaya başladı. Ben albümüm bu yönüyle bir döneme mahkum olsun istemedim. Gitarın ağırlıkta olduğu, üç kişinin rahatlıkla çalabileceği, bilgisayara değil ruha sahip olan şarkıları daha çok seviyorum.

Ben bir dönem Yurdaer Doğulu Sanat Merkezi’ne gidiyordum. 14 yaşında falandım sanırım. Seni herkese eşlik eden, her enstrümanı çalan, herkesle şarkı söyleyen yetenekli zıpır zıpır biri olarak hatırlıyorum hayal meyal. Senin nasıl anıların var o döneme ait?

Müzik yapan bir adamın oğlu olmak çok güzel bir şey. Babam bizi müzisyen olmamız konusunda zorlamazdı. Sadece teşvik ederdi. 5.5 yaşında piyanoyla başladım. Ama sokağa çıkıp topumu da oynardım. Yaramazlığımı da yapardım. Annem ve babam hiç baskıcı olmadılar. Tiyatro bölümüne de gittim, folklor da yaptım, çocuk korosuna da katıldım, davul dersi de aldım, saksafon dersi de.

Müzikten başka bir sanat dalına merakın var mı?

Bir süredir çağdaş sanata ilgi duyuyorum.

Nasıl başladı?

Valla bir gün bir Picasso’ya âşık oldum, sonra devamı geldi. “Yapmalı mıyım?” diye sordum kendime ve devam etme kararı aldım. Bir sabah uyandım, duvarlarımda güzel şeyler olsun dedim. Günümüz çağdaş ressamlarından da eserlerim var. Picasso’m da var.

Nereden nasıl satın aldın?

Los Angeles’tan, bu tip eserleri satın alabileceğin bir galeriden satın aldım.

Duvarda asılı, ev kalabalık, yanlışlıkla çarpar düşürürüz falan demiyor musun?

Yok, yükseğe astım (kahkaha patladı).

Başka nelerin var o türden değer verdiğin?

Fikret Mualla’m var. Olcay Kuş’um var. Burhan Doğançay hikayem çok ilginç. Çok sevdiğim, saydığım, hayran olduğum bir sanatçı. Ne zamandır “Bir tane Burhan Doğançay’ımız olsa da hayat boyu bakıp sevsek” diye isterdik. Bir gün “Burhan Doğançay, Contemporary İstanbul’da seni kullanmış bir eserinde” dediler. Gerçekten benim afişimden bir parça kullanmış. Hemen satın aldım. Dolaşmaya devam ettim, bir arkadaşımla paketi almaya geri gittiğimde boşalan yere yeni bir Doğançay tablosu asmışlar, onda da ben varım. 2011-2013 arasında kolaj çalışmaları yapmış. Topladığı afişler arasında benimki de varmış.

Onu da satın aldın mı?

Hemen aldım tabii. Daha doğrusu o gün oraya benimle gelen çok yakın bir çift dostum Faruk ve Celine Miraz bana hediye olarak aldılar. Sonuç olarak koleksiyonumda, içinde benim de olduğum iki Burhan Doğançay tablom var. Çok mutluyum.

Bu konuda kendini nasıl geliştiriyorsun?

Henüz yatırımcı kafasında değilim. Hoşuma gidenleri topluyorum. Gittiğimiz her yerde neredeyse her müzeye gidiyoruz. Galerilere sergilere sıkça gidiyoruz. Beren de çok meraklı, o da heykel ve resim tutkunu. New York, Londra, Los Angeles ya da Paris… Gittiğimiz her şehirde ne var ne yok kurcalıyoruz. Ben ileride bu işle daha da fazla haşır neşir olacağımı düşünüyorum. Ömür boyu bakacağım, bana eşlik edecek, çoluğumuza çocuğumuza da “babamız iyi ki almış” dedirtecek eserler toplamak istiyorum.

Şu ara nelerle uğraşıyorsun? Gündeminde ne var?

İki beste sözüm var. Sibel Can’la Ebru Gündeş’e birer arabesk şarkı yapacağım. Sibel Can’a “Hançer” diye bir şarkı yapmıştım, sevilmişti. Şimdi tekrar istedi. “Aslan Max” isimli çizgi filmi seslendireceğim.
Fragman müziğini de yapıyorum aynı zamanda.
Yaz başına kadar bir single çıkarmayı hayal ediyorum. Albüm şarkılarına klip çekeceğim.

Abin Ozan Doğulu’yla ilişkiniz nasıl?

Hem işte hem sosyal hayatta her şeyimiz birlikte. Hayatı paylaşabileceğim, en güvendiğim kapılarımdan biri. Birbirimize zaman ayırırız. Abin olması şahane bir duygu. Ne yaparsan yap arkanda biri olduğunu biliyorsun.
Bütün kardeşler böyle değil, o yüzden çok şanslıyız.

“Artık evlen oğlum” baskısı var mı aileden?

Baskı değil ama istiyorlar tabii. Ben hiçbir zaman kendimi büyümüş hissetmediğim için bilemiyorum. Ama insan bazen anlıyor bazı şeylerin sırasının geldiğini. Hiçbir zaman “yapmam lazım” demedim. “mam lazım dilimize laf geleli adam oldum sandık” diye söz yazmışlığım var. Bir şeyi yapmak zorunda olduğunu hissetmek benim korktuğum bir şey. Normal bir adamın hayatı boyunca sürdürmesi gereken kronolojik sıralamayı kabul etmek, ona göre yaşamak istemiyorum. “I Did It My Way” var ya, hayatımın önemli bir mottosudur.

“Şimdi baba olsam, çocuğumun şu yıllarını şu yaşta göreceğim falan” hesaplamaları yapmıyor musun hiç?

Evet, işte bunları düşündürüyorlar. Sinyaller alıyorsun tabii. Ben şu anda çok iyi bir baba ve koca olacağımı hissettiğim bir yaşta ve olgunluktayım. Psikolojim o yönde.

Eskiden ailece evde oturup plak dinlediğinizi anlattın. Sen de evcimen biri misin?

Bütün zamanımı evde harcıyorum diyebilirim. Sokakta dolaşmayı sevmiyorum. Biraz medyanın da bizi getirdiği nokta bu. Dışarıda rahat ve kendim olamıyorum.

Neler yapıyorsun evde? “Bugün kendime güzel bir yemek yapayım”, gibi şeyler var mı?

Yemek hiç beceremiyorum ama elektronik merakım var. “Gadget man”; öyle diyor bana bazı arkadaşlar. Solar power telefon şarjı, insan gücüyle kendini şarj eden motosiklet, aklına gelebilecek her türlü şey var. Hani derler ya büyük çocuklara oyuncaklar diye, aynen o durum. Üst katta mini bir stüdyom var. Altında play station oynayabileceğim, müzik çalabileceğim, eş dostla zaman geçirebileceğim bir yer ve spor salonu. Bir bahçem var. Mangal delisiyim. Zaten başımıza ne geliyorsa ondan geliyor. Haftanın bir günü mangal yapıp altı günü koşuyorum ondan sonra. Üç tane köpeğim var. Elvis, Patron, Oğlum. İki golden retriever, bir husky. Beren’in schnauzer’ı Bitter de eklenince dört oldular. Bayağı bir tantana var anlayacağın. Mutlu bir ev hayatım var. Çok fazla film, konser, müzikal, belgesel seyrediyorum, kitap okuyorum.

Müzik koleksiyonun ne âlemde?

Plaklarım var. Babamdan kalan 500 plağın yarısını Ozan, yarısını ben aldım gibi bir durum oldu. Onu üzerine bir 250 de ben koyduysam 500 tane vardır. Londra’dan özellikle DJ’lik yapmak için aldığım plaklarım var . Doğum günüydü, özel gecelerdi, aile içi kutlamalardı, evdeki bu tip gecelerde müzik yapmak bana düşüyor. Evin nöbetçi DJ’i benim. Jazz, funk, disco, rock aklıma ne gelirse çalıyorum.

Gündemle aran nasıl?

Güne gazeteleri okuyarak başlıyorum. Eski kafalı bir alışkanlık oldu artık. Her sabah 10-12 gazeteyi okuyorum. Sabrımın tükenmediği ya da üzülmediğim sürece takip etmeye çalışıyorum. Çok fazla konuşup ahkam kesmeyi sevmesem de bilgi sahibi olmak istiyorum. Aşk üzerine şarkılar yapıyorum ama ölümler, haksızlıklar hepimizi etkiliyor.

Los Angeles’ta evin var. Orada en çok neyi seviyorsun?

Ben orada en çok özgürlüğümü seviyorum.

Herhangi biri gibi olmak mı?

İmtiyazsız olmak da çok lüks bir şey olabiliyor.

Los Angeles herkesin ünlü olmaya gittiği bir yer, sen oraya ünsüz olmaya mı gidiyorsun?

(Kahkaha patlamasının ardından) Evet aynen öyle, Los Angeles ünsüz olmaya gittiğim yer.

1 Comment

  • filiz 11 March 2013 - 18:44 Reply

    Berbat sarkilarini serviste dinlemek zorunda oldugum insanin icine pikasso girmis. Ilginc.

    Ve plak plak plak entellik plak plak plak ayricaliklar plak plagim var .. yeter.

  • Leave a Reply to filiz Cancel reply