KÖK: “Enstrümandan anlıyorsan bak burada çok komİk şeyler oluyor”

0 Posted by - 06 August 2013 - RÖPORTAJ

Kök bundan yaklaşık sekiz yıl önce kuruldu. Onların dönemdaşı olan ve Myspace aracılığıyla tanıdığımız gruplardan üç beş tanesi ya hayattadır ya değil. Hepsi telef oldu. Onlar ise, ince ince işledikleri ve sayısı artık bir hayli fazla olan şarkılarından 10 tanesini seçip bir albüm kaydettiler. İsmi ‘Bilmece’. Kütür kütür, tempolu ve çaktırmadan farkındalık yaratabilecek bir albüm. Kendinizi, bulunduğunuz durumu sorgulayabileceğiniz; iki saniye durup ‘ne dedi bu adam şimdi’ diyeceğiniz bir içeriğe sahip. Yer yer, Albert Camus romanlarından sonra yaşadığınız iç sıkıntısını gürül gürül akan bir tempoda savrulurken yaşamak mümkün. Üstelik bunu, işinin ehli yıldız bir kadrodan dinliyorsunuz. Gitarda Nekropsi’den Cem Ömeroğlu, baslarda Kurban’dan tanıdığımız Kerem Tüzün ve davullarda Siddartha’dan Kaan Sezgin ya da daha iyi bildiğiniz ismiyle Kaan Sezyum.

Nasıl bir araya geldi grup?

Cem: Kerem’le biz 2003 civarında İTÜ Miam’da öğrenciydik ve bu sayede beraber çalmaya başladık. Yaptığımız şarkıları dinlettik birbirimize, elimizde materyal toplandıkça, fikirler geliştikçe biz buna devam edelim dedik ve stüdyo seanslarına başladık. Ekip olarak müzik yapalım, konser çalalım gerisi gelir diye çıktık yola. Normalde, müzisyenler bir araya gelir ve albüm kaydetme telaşıyla on şarkı yazarlar sonra konserlerde ne çalacağız sorusu başlar. Bizde öyle olmadı. Önce sıkı bir hazırlık süreci geçirdik. Birkaç albüme sığacak kadar şarkımız oldu.

Albümde internet üzerinden yayınladığınız şarkıların yarısından fazlası yok…

Cem: Bir kısmı var, bir kısmı yok. İlk albümün bütünlüğünü oluşturabilecek şarkıları, hem form olarak, hem ses bütünü olarak bir arada duranları derleyerek seçtik. Belki diğer albümlerde o internetten duyduğunuz şarkılara gelecek sıra.

Kerem: 2003’ten beri bu işin çevresinde döndüğümüzden, konserlerde çaldığımız 20’ye yakın şarkının haricinde de bir şeyler var elimizde. Çok değişik, farklı türler altında isimlendirebileceğiniz, kendi başlarına bir konsept albüm  oluşturabilecek şarkılar bunlar.

Kerem Nekropsi’ye katılmadan önce de bir arada müzik yapıyor muydunuz?

Cem: Hemen hemen aynı dönem herhalde ama Nekropsi daha önce başladı.

Albümün talihsizliği, çıkış tarihinin Gezi Parkı olaylarına denk gelmesi ve taze günlerini arada kaynayarak geçirmesi. Albüm çıktığı zaman siz dahi onunla ilgilenecek halde değildiniz yüksek ihtimalle.

Cem: Albüm çıktığında ona dair bir öncelik kalmamıştı artık. O yüzden albüm çıkmamış gibiydi bizim için. Zaten albümü kafamızda bitirmiştik, gerisi bizden bağımsız bir süreçti. Olaylar başlayınca direk ikinci planda kaldı ve o kapıyı kapatıp bekledik. Albümle ilgili bir telaşa düşecek ortam yoktu. Daha yeni yeni konuşmaya başladık albümü.

Ben albümün sözlerinin Gezi sürecinde yaşadıklarımızla ilinti kurulabilir ve kafa açabilir nitelikte olduğu kanaatindeyim. O ara duymak isteyebilirdim sanki.

Cem: Böyle söyleyebiliyoruz çünkü şu an en azından soluk alabildiğimiz bir ortam içerisindeyiz. Mesela burada rahatça oturup çay içebiliyoruz. Gaza maruz kalmıyoruz, başka bir sıkıntı yok. Ancak o süreçte böyle bir ortamın var olduğunu pek sanmıyorum. Olayların içerisinde müziğin pek yeri yoktu bence. Sadece mizahın yeri vardı. Müzik öyle bir şey değilmiş, bir kez daha görmüş olduk. İyi hissetmiyorken, (gerek/yeter)konfora sahip değilken, bir yaşam mücadelesi verirken pek müzik düşünmüyoruz. Senin kurduğun ilişkiye gelirsek, sonradan yorumlanınca tabi ki ilişkiler var. Buraya bir anda düşüp gelmedik. Bir birikim vardı ve bu birikim insanları bu hale getirdi. Bu albüm de o birikimden minik bir kare en nihayetinde.

Öğüt vermeden, muğlak şeylerden bahsederek sorgulatan, bir yandan çaktırmadan ders çıkartmanızı sağlayan bir öğreti gibi sözler.  Aynı zamanda Anadolulu bir ağız var ortada biçimsel olarak.

Cem: İşin aslı şu. Benim ailem, daha doğrusu özellikle anne tarafı, o kültürün içinden gelen insanlar diyebilirim. Fokloru, köy hayatını gidip yerinde görmesem de hissettiren bir ortamda büyüdüm. Onların şivesi, dinlediği müzikler, halk müziği, ozanlar, Aşık Veysel, Yunus Emre hepsinin payı var. Daha samimi ve çekici bulduğum bir ağız. Bu noktadan bakınca, yakaladığımız şeyleri yeni bir Türkçe/İngilizce karışımı ağızla söylemek yerine ‘ama’ yerine ‘amma’, ‘kendini’ yerine ‘kendin’ demekte sakınca görmedim. Sözlere içerik olarak baktığımız zamansa bir arayış var, çok soru var, fark ediş var, saptama var, önerme var.

Bu kadar karman çorman yarını belli olmayan bir memlekette yaşamasak bunları yazabilir miydin sence?

Cem: Bu soruya vereceğim cevap belli aslında; yazamazdım. Ama bir yandan da kendi hayatımdan başkasını da bilemediğim için şüphedeyim. Doğduğumuzdan beri bir savaşın içerisindeyiz burada. Belki bizim yaşadığımız semt, çevre daha yeni hareketlenmeye başladı ama sağımız, solumuz, komşumuz yıllardır savaş halinde. Bir taraftan burada çok güzel bir yerde, yaşamın tüm güzelliklerini görerek büyüdük. O ikisi çok iç içe geçmiş durumda onun etkisi bir hayli fazla bence.

(Fotoğraf: Atalay Yeni)

(Fotoğraf: Atalay Yeni)

Müzikal anlamda da buralı olma durumu da var mı sizde?

Cem: Kendi adıma konuşacak olursam benim hep bağlamalar, türküler dinlemişliğim var. Oraya bir kez kafayı uzattığınızda geri çekemiyorsunuz. Bu durumun benim gitar çalışıma yansıdığını düşünüyorum. Sizin dediğiniz şey, o icra tavrından geliyor. Kerem bana gitarı bağlama gibi çalıyorsun der bazen. Evet gerçekten bağlamayla çalınabilecek formlar veya bağlama ile yazılmış ve gitara uyarlanmış parçalar var. Bunlardan çok ilgisiz parçalar da var. Bizim bütün şarkılarımız için bağlama ile ilişkilidir diyemem. Mesela “Zincir”, “Nehir” hiç öyle şarkılar değil. Evet bizi fazlasıyla beslediği doğru, ama tek çıkış noktamız ya da tek varış noktamız orası/burası değil. Formülize etmiyoruz. Bak bu güzelmiş buradan yürüyelim diye bir şey yok.

Sizin için buralı komaları kütür kütür icra eden bir power trio demiştim, doğru mu bu kurduğum cümle?

Kerem: Hissi vermişsek, verebiliyorsak doğru diyebiliriz. Ama normalde bizim enstrümanların üretemediği sesler, komalar.

Cem: Ama biz üretiriz. (Gülüyoruz) Ya bir tavırla, ya başka bir şeyle 12 perdeli müzik yaparken o komaları hissettirebilmiş olmamız güzel.

Nekropsi’den Kurban’dan aşina olduğumuz ‘bilek işçliği’ durumunun neredeyse daha ağır olanları var bu albümde.

Kaan: Evet bir kondisyon gerektiriyor. Albümde on şarkı var. Biz konserlerde yorgunsak 18, sıkıysak 21 şarkı çalıyoruz. Eğer kondisyona sahip değilseniz sıkıntı çıkmaya başlıyor. İlk desteden sonra yorgunluk başlıyor. Bazen, ‘keşke günü gününe çalışsaydım’ dediğim oluyor. Dinamik olmak için sürekli kondisyona sahip olman lazım. Bu işi yapacaksan yorulmaman lazım. Bir gün önce iyi dinlenmen, iyi beslenmen gerekiyor. Olmuyor yoksa, akmıyor.

Kerem: Hepimizin, ne kadar farklı yollarda olsak da, şu sert müzik yolundan geçmiş olmamız  bilek işçiliğini beraberinde getiriyor. Ona albümde gerçek bir saygı duruşunda bulunduk. Hatta nostaljik keyifler yarattı.

Cem: Hepimiz tempolu çalmayı, dinamik çalmayı ve mümkünse var olan enerjiyi bir adım daha öteye taşımak için gayret ediyoruz. Seyirciye çarpabilir miyiz, daha da yakınlaşabilir miyiz diyerek tempo seçiyoruz. Ya harekete geçersiniz ya da kapatırsınız.

Doğruyu söylemek gerekirse uzun zamandır bu kadar yoğun distortion ihtiva eden bir şey dinlemedim ve yine uzun zaman sonra ilk defa kafa salladım.

Cem: En çok hangisini sevdin?

“Anlat” favorim. Onunla birlikte “Anla” da…

Cem: İkisi aynı şarkı fark etmişsindir. “Anlat”, “Anla”nın sertleşmiş bir versiyonu diyebiliriz. “Anla”yı ben gurbetteyken bağlama ile besteledim. Sonra buralara kadar geldi.

Bu arada Kaan’ın zilleri harika değil mi?

Cem: Zillerini iyi seçer.

Kaan: 91’den beri davul topluyorum. Şimdiye kadar kazandığım tüm parayla zil aldım davul topladım diyebiliriz. Hala Amerika’daki trampeti mi alsaydık diye konuşuyoruz gelirken. Bir yandan neyle yaptığınızın bir önemi yok ama bir yandan da kayıt kalitesi için gerekli.

İşin içerisinde Sezyum olduğu için herkes komik bir şeyler bekleyebilir. Hatta belki bu söyleşiyi okurken bile o beklentiyle gelecekler…

Kaan: Bu albümün komik hiçbir tarafı yok. Yani müzikle mizah bir arada olmaz diye bir durum yok ama hani “Flight of the Conchords” gibi bir şey yok ki ortada.

Kerem: Aslında mizahi bir duruşu var. Ben Cem’in sözlerini biraz hin ve muzır bulurum.

Tekerleme okuma, bilmece sorma gibi bir hava var sanki.

Kaan: Bu durumla ilgili şöyle bir şey söyleyebilirim. Üç kişi çalan gruplara bakın, mesela Rush mesela Primus, mesela Jimi Hendrix Experience. Hepsi kırık tipler. Ve hepsinin müzikal duruş manasında o kırıklığın getirdiği bir mizacı var. Bizde de o var bence. Enstrümandan anlıyorsan bak burada çok komik şeyler oluyor gibi bir durum var yani. Sinirin bozulabilir.

Cem: Kendi aramızda çok komikleşebiliyoruz ama sahneye çıktığımızda o kadar işimiz oluyor ki nefes alamıyoruz. Şaka yapmaya vaktimiz kalmıyor. Halbuki isteyeceğim bir şey. Belki zaman içerisinde…

Kaan: Dalga geçer gibi çıkamıyorsun sahneye. Olmuyor dağılıyorsun. Kendi adıma ben daha alışamadım o duruma. Ciddi olmam, konsantrasyonumu bozmamam lazım.

Cem: Mesela bizi çok havaya sokarsanız ve atıyorum çok sarhoş ederseniz gerekli performansı sergileyemeyiz. O yüzden kuliste malzemenin kontrol altında tutulması gerekiyor.

Ben Kök’ten daha atmosferik daha enstrümantal en az 7 dakikalık şeyler duymak isterim. Çıkar mı ileride?

Kaan: Esasında biz provalarda çalıyoruz kendi kendimize. Fakat şöyle bir kuralımız var; iş tamamen bitmeden sahneye taşımıyoruz. 10 dakikalık 12 dakikalık jam session’lar vesaireler yapmak istiyoruz. Bu albüm bizim için tüm eski kredi kartı borcunu kapatmak gibi oldu. Bu daha başlangıç yani. Devamı gelecek.


*3 Ağustos tarihli Radikal Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

2 Comments

  • YENİ // “An” – Kök | hafifmuzik 13 August 2014 - 16:38 Reply

    […] yayınlar yayınlamaz kendileriyle bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Okumak isterseniz hemen şurada. Yeni şarkılar arayı açmadan bir bir gelecek. Belki bir tanesi […]

  • tuku 02 September 2014 - 00:21 Reply

    “Ben Kök’ten daha atmosferik daha enstrümantal en az 7 dakikalık şeyler duymak isterim. Çıkar mı ileride?” aşırı katılıyorum.

  • Leave a reply