RÖPORTAJ // M4NM: “Amatör ruhlu profesyonel müzİk yapıyoruz”

17 Posted by - 04 July 2014 - RÖPORTAJ

Ahmet Aksoy, Hafif Müzik için memleketin yeraltı hip hop camiasından pek sevdiğimiz kolektif M4NM ile görüştü:

1968 yılında Brian Eno “Music for the Non-Musician” adlı manifestosunu yayımladığından beri müzikal değişimden ve matematiksel oluşumdan etkilenen çoğu müzisyen oldu. M4NM, bu savın destekçisi olan bir oluşum. Mottoları ise Ağaçkakan’ın dediği üzere “Müzik yapmak için müzik…”

Bu motto ile yola çıkan M4NM, aslında -alışıla gelmişlerin dışında- bir plak şirketi. Oluşumun içinde bulunan insanların farklı pozisyonları ve görevleri bulunmakta.

Bir sürü adam, hepsi farklı model. Üretimleri takipçisine göre her yerde. Karanlık sözler, ideolojik çıkarımlar ve kalıpların dışındaki “organik-inorganik”ler. “Rap”, ”Hip Hop” etiketleriyle etrafımızda dolaşan üretimlerin daha da dışında. Çağrışımları hep farklı.

Durum böyle olunca bu şekilde çok sesli ve tahmin edilemeyen müzik yapan insanlardan farklı bir yaşam biçimi bekleniyor. Oysaki aralarına girildiğinde hepsinin keyifleri gıcır insanlar olduğunu görmemek imkansız. Bu merakı daha da fazla artırdı ve başladık konuşmaya.

Kuruluş ve topluluktan bahsedebilir misiniz? Kimler var ve nasıl tanıştınız?

22 Aralık 2009 tarihinde Eskişehir’de kuruldu M4NM. Armonycoma or slt, Ağaçkakan, I’mpty, Cengâver ve Ethnique Punch tarafından imzalandı oluşum. Kuruluş ekibinden ise sadece Armonycoma or slt, Ağaçkakan, I’mpty kaldı. Son halimiz; I’mpty, Armonycomaorslt, Ağaçkakan, Ahmet Tunç, Geo, Grej, Afgan, Çağrı Özdem, Volkan Yalçın olmak üzere 9 kişi ve Çağrı dışında herkes İstanbul’da.

Zaten ekipteki herkesin M4NM öncesi projeleri mevcuttu. Biz birbirimizi bulduk. Gerek internet gerek arkadaş ortamı vasıtasıyla. Aramızdan bazılarını önceden tanıyorduk ama direk ekibin içinde değillerdi. Örneğin, Grej‘i 1,5 sene önce davet etmiştik ama o dönemde kendisinin etkiliği olamayacağını düşünerek reddetti. Bir gün Eskişehir’deki “roadside.picnic” konserlerinden biri için yanımıza geldi, sahnemize spontane olarak eşlik etti ve işler o hali alınca daha da reddedemedi. Afgan da öyle. 2 senedir tanıyoruz kendisini ve samimiyet arttıkça aramıza dahil oldu. M4NM ve kişi aynı anda kabul ediyor birbirini.

-M4NM’nin tarzına direkt “Hip-hop” demek doğru mu? Siz nasıl tanımlarsınız?

Temelinde yapılan şey hip-hop ancak üstüne üretim koyuldukça nüveler değişiyor. Nüveler değiştikçe de tarz ismi değişiyor. Oluşumun içinde bir sürü farklı düşünen insan var ve bu değişime etken oluyor. Asla kalıbımız olamaz. Zaten anlayışımıza ters ama soran olursa “hip-hop” diyoruz veya kendisinin bulmasını istiyoruz.

Amatör ruhlu profesyonel müzik yapmaktayız aslında. Bize göre tarz denilince aklımıza gelen bu. Burda amatör ruh derken bu samimiyet ve arkadaş ortamından bahsetmekteyiz.

-M4NM sizin için parlak bir gelecek vaadi mi?

22 Aralık 2009‘da kurulduğumuz ilk akşam bunu konuşmuştuk, tabii ki de hayır. Cidden umut bağlayıp gelecek olarak bakmadık. Burda “gelecek” derken maddi çıkardan bahsediyoruz tabii ki. Eğer böyle baksaydık ana-akımlaştırırdık ya da öyle bir forma sokmaya çalışırdık.

Çok büyük plak şirketi olmayacağımızın zaten bilincindeyiz. Biz bunları bilerek ortaya isteklerimizi, arzularımızı ve kaygılarımızı koymaktayız. Gayemiz büyük bir pazar kurmak değil. Yalnızca 2000’li yıllar Türkiye’sinde bu müzik janrında bir akım, kendimize ait bir alan yaratmak.

Bu olayı da sound’la bağdaştırmıyoruz. Kendi tarzımızla da main-stream olabiliriz. Main-stream demek ambalajla sunulan insan demek. Şu an biz etrafımıza baktığımızda kimsenin buna yakışacağını düşünmemekteyiz. Kimyamızın uyuşamayacağı yerler o mecralar. Biz o mecralara çıkma gayretine kendi kendinin pezevenkliği olarak bakıyoruz dersek yalan olmaz.

Belki biraz rahat olsak, renkli aşk şarkılarıyla, zaten tutulduğu görünen ve formülasyonu kolay alelade kalıplarla müziğin içinde olmakta beis görmesek, belki olabilirdi. Yani müziğin içerisinde bu kadar protest akımı desteklemesek, dediğimiz pazarlama olabilirdi. Çünkü biz nitelikli dinleyici aramaktayız ve nitelikli dinleyici olma gayesindeyiz.

-Neden peki bu protestlik?

18’li yaşlarda daha sert düşünüyorduk olayı ama biraz yumuşattık kendimizce. Çünkü sistemi oturduğumuz yerden eleştirmek bize göre degil. Üretimimizle yapmalıyız bunu. Bu protestlik direkt siyasi imaj olarak vurgulanmamalı zaten. Bu hayatın ta kendisi, yaşam şekli.

Örneğin, Gezi sürecinde hepimiz yer aldık. Gezi’ye katıldığımız ilk günden beri müzisyen kimliğimizle bir şeyler yapmaya karar verdik ve o ara “Diren Müzik” projesi yetişti. Hemen harekete geçip katkıda bulunduk.

-Alışılagelmiş “Türkçe Rap” camiasından bahsedelim. Sizin camiaya bakış açınız nedir?

Herkes bu ülkede eski okuldan bahsediyor ama bu ülkede o kadar kaliteli bir eski okul olduğu kanaatinde değiliz. Tabii ki hepsini dinledik, onları etüd ederek büyük vakitler harcadık. Topraklarımızdan çıkana ilk elden ulaşabildiğimiz için ilk tutkumuzu başlatan onlar oldu. Fakat tür olarak benzer üretimler aşırı fazla olduğu için bu bizi bambaşka arayışlara itti. Old School’un herkesin nezdinde duygusal bir yanı vardır. Hatırlattıkları, çağrışımları, çocukluk hatıraları.. Hey gidi günler hey’leri.. Ama bir süre sonra bu duygusal atmosferden sıyrılıp daha ‘tuhaf’ şeylerin peşinden koşmaya başladık. Sadece cımbızla aradan çekip alabilmekteyiz. ”Old School” sound Türkiye’ye özgü oluşmadı çünkü devrimiz hızla bilgisayara geçti. Tam o ara türkçe rap patladı. Forumlar, programlar, facebook vs. derken iletişim durumlarında da patlama oldu. Sosyal medyanın tüketim alışkanlığını nasıl değiştirdiğinden bahsetmemize gerek bile yok. Önceden bir albümü tüketmek aylarını alırken, artık saatlerini alıyor.

Biz geçmişi de biliyoruz bu zamanı da biliyoruz. Gelin görün ki, şimdi 16 yaşındaki arkadaşların geçmişi bilmeleri güçleşmekte. Zaman ne kadar hızlı ilerlemeye başlarsa geçmişten o kadar hızlı uzaklaşıyorsun zira. Bu raddeden sonrası tamamen dinleyicinin ve icracının sağlam araştırma ve emeğine bağlı bir durum. Örneğin eskiden bir üretimimizi birine sunmadan önce sağlam bir altyapıya sahip olmak ve saygılı olmak şart idi. Olması gereken de hala budur. Şimdiki jenerasyon ise direkt olaya altyapısız girme hevesinde. Kolaylıkla yapılabilir bir müzik olarak görülüyor bu janr. En dramatik yanı ise bu görüşe sahip olanların çoğu yine bu kültürün içindeki insanlar.

Her ne kadar bize kadar o kadar çok kaliteli eski okul olmadığını söylesek de kültürü ıskalamadık zaten. Ceza ile büyüdük bizde. Şimdiki çağın ilk dinlediği adam artık daha farklı isimler.

-Peki bu “eski okul” ve “yeni okul” camiasının üreticilerden size ulaşan oldu mu?

Biz cımbızla çıkardığımız eski okul abilerden bazı albümleri deneysel bulmaktayız. Gelin görün ki onlara bunları söylesek sırtlarını dönüp giderler. ”Ne alakası var?” derler. Kendileriyle kontakt kurmak zor zaten. Ya da bize öyle geliyor. Onlara, dolayısıyla herkese bu olayın farklılığını, aslında köken aynı olmasına rağmen hip hop’ın nelere gebe olduğunu, hemen hemen tüm müzik türleriyle etkileşimde olabilmesiyle tüm müzik türlerinden ayrıksı bir tarafı olduğunu yansıtabilsek bizi çok mutlu eder. Bu kültür içerisinde olan her insanın bildiği bir belgeselde de söylendiği gibi “Hip hop hiçbir şey icat etmemiştir, Hip hop her şeyi yeniden icat etmiştir.”

Durum çok farklı anlaşılabiliyor. Bizim eleştirdiğimiz kısım onların ekmek paralarına karışmak değil ki. Ancak biz öyle degiliz. Öyle bir gayemiz olsa dükkanı kapar gideriz.

Yeni okulun durumu ise daha farklı. Yeni üretimler geliyor, yolluyorlar. Asıl komik olan, bizim mutfak diye tabir ettiğimiz ekibin sağlamlığından ötürü enstürmental parçalarımız çok olduğu için gençler herhangi bir parçayı çekip, üstüne bir vokal yazıp piyasaya sürüyorlar. Engellemek bu durumu zor. Hatta bizden daha fazla dinlenmekte parçaları. Kullananlar bir haber verseler yeter…

-Madem ki durumu böyle tanımlıyorsunuz, sizlere gelen tepkileri konuşalım iyi ve kötü anlamda.

Bize verilen kötü tepkiler sözlere ve müziğe değil. Bir dönem adımızı, logolarımızı, resimlerimizi görüp müziği dinlemeden her platformda kötü şeylere tabii olunduk ama biz bunların böyle olacağını bilerek yola çıktık.

Sosyal platformlarda üretimlerin altına hep yabancılaşma çabalarından bahsedenler oluyor. Lag-ras için denilen bir şey vardı. “Gidip İspanya’daki devrimi yazmışın.” Biz dünyanın Türkiye’den oluşmadığını anlamak için atlasa ihtiyaç duymuyoruz. Sadece “Anadolu” ögelerinden faydalanıp “Yeni Zelanda” ögelerinden faydalanmazsam tamamen görüşümün tersine çıkarım. Sınırların ne önemi var, her şarkıdan sample alınabilirken, her topraklardan öyküler neden anlatılamasın, hem de türkçe.

Sonradan fark ettik ki aslında durum sosyal platformlarda takılan insanların çoğunun suni bir gündem yaratarak olumsuz tepkiler vermes. Bu insanlar nasıl memnun olur diye de hiç düşünmedik gayemize ters, ki main-stream algısına tekrar geliyoruz.

Duvarları ördük ki önyargı o duvarı törpülesin. Törpüledi mi? Evet törpülemenin başlangıcındayız. Biz ödün verdiğimizi zannetmiyoruz.

İnsanlar tutarlılık arıyorlar sürekli müzikte. Yazılanın, yansıtılanın icracının ta kendisi olmasını bekliyorlar. Bu tuhaf bir beklenti. Ne o müziği yapan adam, ne de o hikayeyi yaşayan insan olmak zorundasın. Biz belki de orda bir kurmaca yapıyoruz, bir hikaye anlatıyoruz. Bir gün ak, bir gün kara diyoruz. Çünkü dünyada ak diyen insanlar da, kara diyen insanlar da var. İdeolojik sınırlamalardan bahsetmiyorum, o çok başka bir mevzu.

İyi tepkiler de mevcut tabi ki. Hatta ”rap” camiasının dışındaki insanlar çoğu. Bu bizi mutlu etmekte. İnsanlara rap’i sevdirdiğimizden bahsediyorlar sürekli. Demonation festivalde bizi dinleyip keyif alan insanların çoğu “genel rap dinleyicisi” sıfatına girmemekteydi. Zaten olay da bu bizim için. Kendilerini kalıplara sokan insanlardan bir şey beklemek için o kalıba girmek zorundasınız.

Sosyal platformlardaki iyi tepkilerden biri ise, Almanya’dan WildStyleMag‘de yayınlanmıştı. Sözleri anlamamalarına rağmen hissiyatlarımızı beğendiklerini söylemişlerdi. Bu bizi çok mutlu etti. Çünkü, biz müziğimizi evrensel olarak addetiyoruz.

-Sektörün ve camianın içindeki duruş böyle olunca dinleyici kitleniz de biraz farklı oluyor görüldüğü üzere. Dinleyicilerinizle iletişim haliniz var mıdır?

İletişim halinde olduğumuz dinleyiciler elbette var. Bunlar konserlere sürekli gelenler ve kimsenin M4NM’den haberi yokken dahi bizi dinleyenler. Artık birbirini tanıyorsun bir süre sonra gayri ihtiyari. Bu vesileyle tanıştığımız dostlarımıza fanzinlerinde, radyolarında, çeşitli etkinliklerinde yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Madalyonun bir de diğer yüzü var. Ve bu yüzle açıkcası sıkıntılarımız var. “Bu kafalar baska kafalar.” “Bu kafaya erişmek zor.” Tepkileri veren insanlar ağırlıklı. Aslında ne demek istiyorlar biz de onların kafasını anlamıyoruz.

Bodrum katta bir evde video kaydımız var, tipik öğrenci evi. Yazıyorlar “Vay be! Bu ortamlardan mı çıkıyor bu müzikler?” Ne hayal ediyorlardı acaba? Nasıl bir manzara hayal ediyorlar anlayamıyoruz.

Aslında bizim istediğimiz, dinleyici müziği yönlendirmeli. Biz bu duruma çok sevineceğiz ama öyle olmuyor.

-Peki siz kimlerden besleniyorsunuz?

Beslendiğimiz insanlar büyük bir skaladan denilebilir. Burda 7 tane insandan bahsediyoruz. Tek tek herkesin beslendiği noktaları yazmaya vakit yetmez herhalde. Fakat yurtdışındaki Hip hop menşeli sanatçılardan ( Anticon, Rhymesayers, Strange Famous ), krautrock, spacerock, psychedelic, ambient türlerine kadar geniş bir skaladan bahsedilebilir.

Zaten insan da devamlı tek bir müzik türü dinleyen canlı olmamalı. Devamlı aramalı, kovalamalı.. Tıpkı senin, benim gibi…

-Replikas’ın “Dadaruhi Tribute” albümünde sizin de katkınız olan bir parça var. “Bir Bağlam Roka”. Olay nasıl gelişti?

Grup Ses Beats’in yönlendirmesiyle oldu. Albüme en son dahil olan grup bizdik, bir başka müzisyen dostumuzun yerine. Haliyle şarkı seçme gibi bir şansımız olmadı, direkt “Bir Bağlam Roka” bizim oldu. Albümdeki tek hip hop parçasının bizden çıkması çok sevindiriciydi. Zaten Offprint’in bu projesi başlı başına muazzam, üstüne üstlük bir de biz katıldık, daha n’olsun. Daha sonra bu albümün lansman konseri yapılacaktı Arkaoda’da, bizden geceye özel bir set istediler. Biz de 5 şarkı hazırladık, tamamında Replikas’ın diskografisindeki çeşitli şarkılardan samplelar olan. Gezi direnişi nedeniyle iptal olan lansman birkaç ay sonra tekrar düzenlendi, çalması da, hazırlaması da çok keyifliydi. Çünkü bu kez şarkı bize gelmemişti, biz istediklerimizi seçmiştik. Albümden favorimiz ise Teyp Quartet’in “Ömür Sayacı” yorumu, dinlemeyen varsa da bir an önce bütün albümü dinlesin.

Çocukluk, gençlik ve gelecek dönemimizin değişmez gruplarından biri olan Replikas’ın bir parçasına çalışma imkanı bulmak bizi çok onore etti. Farklı müzik tarzından yerli gruplarla ortaklaşmalar yapmayı hep istiyorduk. Hatta vakit buldukça yapmaya da çalışıyorduk. Farz-ı misal, Hariçten Gazelciler’in (Ömür Abi’nin ruhu şad olsun!) Deli gibi şarkısına da daha önce bir remix yapmıştık. Aramızda geçen konuşmalarda en çok bahsi açılan grup ise sanırım Nekropsi’dir.

-Çok yerde sahne aldığınız ve en çok nereleri sevdiniz?

Eskişehir’de çok konser verdik ve sahne olayı orada yeni yeni oluşmakta. Ancak İstanbul’da daha çok keyif aldık. Güzel sahnelerde konser veriyorduk çünkü. “Güzel”den kasıt teknik anlamdan daha çok insanlar. Her türden dinleyen insanlar var ve ne bulmak istiyorlarsa onu alıyorlar bizden. Hem İstanbul mekanlarındaki (Karga, Peyote) ilgi çok daha güzel. Kesinlikle ordaki insanların müziğe bakış açısı, karakterleri ve duruşlarıyla da alakalı. Ne zaman evimizde gibi hissediyoruz, işte o zaman müzik başlıyor.

-Sahne aldığınız yerlerde M4NM her zaman tam kadro yer alamıyor. Nedeni nedir?

M4NM ile ekip olarak sahne almak bizim icin çok önemli ama bir yandan da zor. Çünkü bulunan mekanın büyüklüğü ve ekipmanın kullanılabilir olması en önemli olan tarafı. Hardware ekipmanlarla sahneye çıktığımızdan mekanın teknik yeterliliği çok mühim. Hem bu kadar kişinin ekipmanlarıyla sahne alması inanın zora sokuyor durumu. Ancak bizim de en çok istediğimiz şeylerden biri. Tayfanın 6. Yılı şerefine, yani önümüzdeki 22 Aralık’ta etraflı bir M4NM konseri planımız var. Umarım onu gerçekleştirebiliriz, yeterince organize olabilirsek.

-Son olarak projelerden bahsedelim. Yakında olacaklardan.

Şu an üzerine çalıştığımız 6 proje var. Yakında olacak denilebilir mi bunlar için bilinmez. Zira artık vakit vermekten kaçınır hale geldik, tarihlerin hemen hemen hepsini ıskaladığımız için. Fakat şu an üzerinde mesai harcanan en geç yaz çıkışıyla bitmesi planlanan çalışmalar; I’mpty’nin Simple Machine isimli albümü. Grej ve Çağın’ın taze projesi Maymunla Diyalog’dan bir EP, Grej’in bitmeye bayağı yakın olan ‘Dersim’ albümü, Ağaçkakan’ın önce 8, sonra 10, en son bakıldığında 15 şarkıya çıkan solo albümü, Afgan’ın ismi belli olmayan EP’si, hazırladığımız Replikas remixlerinin yer aldığı bir kısaçalar ve Aralık 22’e yetiştirebilir miyiz acaba diye kafada ölçüp biçtiğimiz bir M4NM toplaması.

Ahmet Aksoy

3 Comments

  • AĞAÇKAKAN’IN “FERNWEH” İSİMLİ YENİ ALBÜMÜ DİNLEMEYE AÇILDI | Hafif Müzik 03 December 2014 - 16:56 Reply

    […] M4NM tayfasından Ağaçkakan, müzik marketlere düşecek ilk resmi albümünden önce, kayıt sürecinde ortaya çıkan ve albüme girmeyen şarkılarını derlediği bir ‘ara albüm’ yayınladı. Kendisinin söylediği üzere, beklemekten sıkılmış ve albüme girmeyeceği kesinleşen şarkıları “Fernweh” isimli albümde toplamış. […]

  • M4NM TAYFASINDAN OLDEAF’E AİT HARİKA BİR BEAT SET | Hafif Müzik 20 January 2015 - 14:37 Reply

    […] M4NM ailesinin son üyelerinden Oldeaf, kendi üretimlerinden oluşan bir beat set yayınladı. Threefinger Recordings adlı beat platformunun soundcloud hesabından paylaşıma açılan set, Oldeaf’in elinden çıkan işlerden derlenmiş 18 dakikalık bir çalışma. […]

  • M4NM TAYFASINDAN CENGAVER YENİ BİR EP YAYINLADI | Hafif Müzik 13 February 2015 - 12:44 Reply

    […] kolektif M4NM tayfasından Cengaver yeni kısaçalarını soundcloud aracılığıyla paylaşıma açtı. Üç ay […]

  • Leave a reply