RÖPORTAJ // MUTRİB: “FIRLATIP ATMAK İSTEDİĞİMİZ BİR ŞEYLER VAR”

0 Posted by - 28 March 2013 - RÖPORTAJ

Mutrib’i oluşturan dörtlüyü aslında farklı birçok projeden tanıyoruz. Vokalleri yapan Gülşah Erol, Islak Köpek’ten Melis Danişmend’e farklı isimlere çellosuyla eşlik ediyor. Çağrı Erdem Berklee mezunu, Amerika’ya gitmeden önce memleketin cazcılarıyla sahne yapmış defalarca. Alp Çoksoyluer, eski Yolgezer ekibinden. İTÜ MİAM mezunu ve elektronik müzik aletleri tasarlıyor. Grubun davullarını çalan Zafer Tunç Resuloğlu ise Jozi Levi ile birlikte çalışıyor. Ayrıca Mabel Matiz’e sahnede eşlik ediyor. Mutrib’i daha ilk dinlediğinizde anlıyorsunuz. Bu insanların bir derdi var. Sorduk, “Mutrib’in derdi, dünyanın derdi” dediler.

Hepinizi farklı projelerden tanıyoruz zaten, Mutrib nasıl bir eksikliğin sonucunda doğdu?

Gülşah Erol: Benim kafa karışıklığımla başladı diyebiliriz. Biraz da özenmekten başladı. Yani özenmek derken, beğendiğimiz müzisyenlerin yaptığı şeyin aynısını yapmak değil de bıraktıkları etkinin aynısını bırakmaya öykünmek diyebiliriz.

Alp Çoksoyluer: Müziği eğip bükmeden daha fazla insana ulaşabileceğimiz ve aynı zamanda içimizden geleni yansıtabileceğimiz bir iş yapmak istedik. Daha önce underground olarak yaptığımız deneysel işlerden edindiğimiz disiplini rock müziğe uygulayarak üretmeye çalışıyoruz.

O imrenerek baktığınız isimler kimler?

Gülşah Erol: Radiohead olabilir, son günlerde Scott Walker… Oldukları yeri sarsan farklılaştıran isimler. Türkiye’de bu olabilmenin isteği var benim içimde. Biz her şeyi değiştireceğiz demiyorum ama bu duygu hakim genel olarak.

Yola nasıl çıktınız peki, bu ekip nasıl toplandı?

Gülşah Erol: Dediğim gibi benim kafa karışıklığımla başladı her şey. Ben evde bir şeyler üretiyordum, sonunda Mutrib’e evrilecek şeyler… Alp’e dinletiyordum sık sık. Bilgisayar ortamında düzenlemeye başladık. Daha önce başka bir gitarist ve davulcu vardı grupta. Onlarla çok anlaşamadık. O ara Çağrı Amerika’dan dönmüş ve Mör isimli projesi için bize teklifte bulunmuştu. Mör’de çalarken Çağrı’yla kafalarımızın çok iyi uyuşacağını, Mutrib’de de birlikte çalışabileceğimizi fark ettik. Hemen teklifimizi götürdük. O da kabul etti. Sonra uzun süren bir davulcu arayışı başladı. Yüzde yüz uyum sağlayacağımız biri olsun istiyorduk. Çağrı’nın aracılığıyla Zafer’le çalışmaya başladık. Ve bugün buradayız.

Konser vermediniz, adınızı duyurmak için büyük çabalarınız olmadı. Peki Mutrib nasıl duyuldu bir anda?

Alp Çoksoyluer:
Yaptığımız diğer işler sayesinde bizi tanıyan müzikseverler, müzisyenler aracılığıyla kulaktan kulağa yayıldığı düşüncesindeyim.

Gülşah Erol: Underground gruplar birbirine çok bağlı. Dinleyicilerde de aynı sadakat ve özveri var. Basamak basamak her şey. Ötekini dinleyen seni de dinliyor. Seni ‘x’ gruptan tanıyor, dinliyor vs. Tabii sosyal medya da bize çok yaradı. Video ile çıkış yapmamız da etkiliydi. İnsanlar canlı canlı bizi çalarken gördüler. Herhangi bir editing, kesme biçme de yok o videolarda. Birisi elinde kamerayla çekiyor. İnsanlara bu kadar içeriden bir şeyi göstererek başlamamız da samimi gelmiştir.

Şu an sizin stüdyodayız. Burayı nasıl ve neden kurdunuz anlatır mısınız biraz?

Alp Çoksoyluer: İki hafta önce Zafer davulunu kurmuş prova yapıyoruz. İki saatin sonunda Zafer’in zillerinden kulaklarımız patladı tabii. Çağrı’ya dedim ki şuraya bir kitaplık yapsak, sanki bu davul sakinleşir. Şunu şöyle yapsak, bunu böyle yapsak nasıl olur derken bir anda kendimizi inşaatın içinde bulduk. Sonra işler buraya kadar geldi.

Gülşah Erol: Müzisyeni en zorlayan kısım prova stüdyolarıyla olan ilişkisi bence. Rahat çalışamıyorsunuz birçok yerde. En yararlı geçirilmesi gereken dakikalar, tam verimle geçmiyor.

Çağrı Erdem: Bu şekilde bir çalışma ortamının olması değiştiriyor her şeyi. Doğru motivasyonu sağladığında çalışabiliyorsun. Her an sizi bekleyen böyle bir yerin varlığı çok mühim. Diğer türlü “Perşembe günü 4’le 6 arasında benim modum bir şeyler üretmeye uygun olacak mı acaba?” gibi bir sıkıntı doğuyor.

Alp Çoksoyluer: Bir de stüdyolardaki gereğinden fazla steril ortam da rahatsız ediyor. Sen bir yaratım sürecine girmek istiyorsun ama bir türlü o kafaya giremiyorsun. Beynini, fikrini de steril ediyor ortam. Üretime başlayamıyorsun, odaklanamıyorsun. Şu an internette bulunan kayıtları Studio Bee’de gerçekleştirdik. Bee’de, Baran ve Umut sağ olsunlar çok yardımcı oldular. Onlar da kendi sütdyolarını bu duruma uygun konfigüre etmeye çalışıyorlar. Ev gibi hissediyorsun.

Gülşah Erol: Her yerde söylüyoruz ya Mutrib’in kendine has olmak gibi bir derdi var. Bu stüdyo bize ait, burada kaydedeceğiz albümü. Farklı bir sound çıkacak buradan. Ayrıca burada sadece Mutrib’e, Mör’e kayıt almayacağız. İleride sevdiğimiz arkadaşlarımızın kayıt işlerini yapmak gibi bir fikrimiz de var.


Mutrib’in şimdilik yayınladığı son şarkısı; “Dünyam” (ODTÜ Rock Fest Canlı)


Ne zaman başlayacak kayıtlar?

Gülşah Erol: Başladık bile. Hali hazırda 6 şarkımız var. 7 Şubat’ta konser var. Bir yandan yeni şarkılar yapıyoruz. Bir kısmı taslak halinde. Prova, kayıt; prova, kayıt. Yeni parçalar yaz, eskileri rötuşla. Ay sonuna kadar albümü bitirmek sitiyoruz.

Çağrı Erdem: Müziğimiz git gide evriliyor. Bu ortamı yarattığımızdan beri üretim sürecimiz hızlandı. Belki bizim adımızı duyuran bu şarkılar albümde olmaz bile.

Albümü resmi olarak yayınlayacak mısınız?

Alp Çoksoyluer: İnternet gibi bir gücün varken müzisyenin umrunda olmamalı plak şirketleri. Bir de stüdyon varsa, kayıt yapabiliyorsan iş bitmiştir. Üret, ulaştır bu kadar. Ne gerek var albümümüzü bassınlar diye tüm özgürlüğünü, haklarını bir firmaya devretmenin.

Çağrı Erdem: Artık majör bir firmayla çalışmanın pek artısı da yok. Eskiden varmış, şimdi götürüsü var hatta.
Gülşah Erol: Albümü yine basacağız. Konserlerimizde seyircilerle paylaşacağız. Dağıtılacak, satılmayacak. İnternette de olacak, dijital formatta.

Alp Çoksoyluer: Aslında tek derdimiz konser vermek. Firmalar başka bir boyuta taşıyor olayı. Biz sahneye çıkalım, çalalım karşılığını manevi olarak alalım yeter. Albüm sadece aracı olabilir, başka bir şey değil.

Birlikte mi yapıyorsunuz besteleri, nasıl bir süreç işliyor?

Gülşah Erol: Bazen ufak fikirler gelebiliyor. Birinin getirdiği bir fikrin çevresini de örebiliyoruz.

Çağrı Erdem: Biz doğaçlama müzik yapmayı da çok sevdiğimiz için çalmaya başlayıp “hımm bu güzel oldu, buradan yürüyelim” diyerek üretebiliyoruz.

Alp Çoksoyluer:
Kayıt sürecinde de artık bir stüdyoya sahip olmanın avantajını yaşıyoruz. Az önce ürettiğin bir şeyi hemen kaydetmek olağanüstü. Üretimin yarattığı duygu ve coşkuyu birebir kayda dökebiliyorsun. Kanal kayıda çok karşıyız. Çok yalan bir dünya o. Edit de yok bizde. Ürettik, çaldık, kaydettik, bitti. Burada bunu yapabilme şansımız var. Sonradan kaydedilmediği için yaratım sürecinde hakim olan duygu neyse o yansıyor.

Elektronik sesleri kim üretiyor?

Alp Çoksoyluer:
Genelde ben yapıyorum fakat Gülşah da yapabiliyor. Bazen Çağrı gitardan çıkarıyor o sesleri.

Gülşah Erol: Daha çok Alp’ten çıkıyor bu işler. Biz, şöyle bir şey olsun diyoruz. Alp onu, başka organik bir sesi kaydedip üzerinde oynayarak çıkartıyor.

Sözleri yazarken bir mesaj kaygınız var mı?

Gülşah Erol: Ben sözlerin soyut olguları ifade etmesini seviyorum. Ne dediğimizin birebir anlaşılması mühim değil, düşündürmesi, insnaların bir şeyleri sorgulamaya yönelmesi daha önemli.

Peki nedir Mutrib’in derdi?

Gülşah Erol: Mutrib’in derdi insanlar. Misal, insanların saflığını ve masumluğunu korumasını isteriz.

Çağrı Erdem: Mutrib’in derdi, dünyanın derdi. Hepimizin bir agresif tarafı var. Bu çok tanımlanabilir bir şey olmayabilir. Ama hayatla ilgili dünyayla ilgili. Fırlatıp atmak istediğimiz bir şeyler var. Agresif bir tarafımız olduğunu ve bunu müzikle hissettirdiğimizi düşünüyorum.


Mutrib’e ulaşmak için:

https://soundcloud.com/mutrib
http://www.youtube.com/user/Mutribofficial
http://www.facebook.com/mutribofficial

Bu röportaj Miller Time Magazine’in Mart 2012 tarihli 9. sayısında yer almıştır.

No comments

Leave a reply