RÖPORTAJ // THE AVENER: “MÜZİK ARTIK DAHA DEMOKRATİK”

0 Posted by - 08 March 2015 - RÖPORTAJ

Tristan Casara, sahne adıyla The Avener yeni dönemin elektronik dünyasında dikkat çeken müzik adamlarından biri. Ane Brun, Black Keys, John Lee Hooker gibi isimlerin şarkılarını deep house çizgisine çektiği çıkış albümünü duyurdu geçtiğimiz ay. Onun için henüz her şey çok yeni ama kendi evi Fransa başta olmak üzere tüm Avrupa’da iyi geri dönüşler almayı başarmışa benziyor.

Bekir Özgür Aybar’ın The Avener’a birtakım soruları oldu.

>>>Öncelikle ilk albümünü yayımladığın için tebrikler. Neler hissediyorsun?
Teşekkürler! Her şey bir yana mutluyum elbette. Müziğimi dinleyicilerle, büyük kitlelerle paylaşma fırsatını yakaladığım için harika hissediyorum.

>>>The Wanderings of the Avener, günümüz yaygın elektronik anlayışıyla kıyaslanacak olursa bu akımın neresinde yer alıyor?
Bana kalırsa The Wanderings of the Avener günümüzde dinlediğimiz birçok elektronik müzik albümünden farklı bir yere sahip. Albüm gençlerden daha olgun bireylere kadar geniş bir kesime hitap ediyor ki bu genellikle sadece yeni jenerasyonun ilgisini çeken elektronik müzikte karşılaştığımız bir durum değil.

>>>Albümün hikayesi ne peki? İçerikten söz ediyorum. Seni bu şarkıları seçmeye götüren neydi?
Albümdeki tüm parçalar daha önceden çalmak istediğim ancak bir türlü fırsatını bulamadığım favori şarkılarımdan oluşuyor. Ayrıca özgün bestecilerle ve şarkıcılarla birlikte hareket etmem gerekliydi tüm bu süreç için ve hepsi de beraber ortaya koyduğumuz işten çok memnun kaldı.

>>>Her yönüyle bir The Avener kaydı gibi duruyor bu. Prodüksiyon aşaması da dahil. Yanılıyor muyum?
Bunu bir övgü olarak kabul etmem gerek. Açıkçası tüm aşamaları ben üstlendim, evet. Her şeyi tek başıma hallettim diyebilirim.

>>>The Avener için tüm bu kariyer aşamaları nasıl başladı?
Müziğe piyano öğrenerek klasik müzikle başladım. 15 yaşıma geldiğimde daha değişik bir şeyler yapmak ve blues, caz, funk gibi değişik tarzlarda yeni yönler keşfetmek istedim. Ailemden turntable ve mixer almalarını isterken kendi kendime düşündüğüm şuydu: Fransa’nın güneyindeki lokal mekanlarda çalmadan önce evimde kendi başıma çok çalışmam gerekecekti. Tüm bunlar olurken aynı zamanda bilgisayarımdan nasıl müzik yapılabileceğini öğreniyordum. Bir şeyi itiraf etmek zorundayım, ilk parçam çok deneyseldi.

>>>Röportajlarından birinde genel olarak müziğin, özelde de elektronik alanın son yıllarda giderek demokratikleştiğinden bahsediyorsun. Tam olarak nasıl bir demokratikleşme süreci bu, bahseder misin biraz?
Şunu kastettim orada: Sen de kabul edersin, müzik şu anda eskisinden daha fazla ulaşılabilir bir konumda, demokratik ve hemen hemen herkes biraz sabır ve hayal gücü ile bilgisayarında müzik adına bir şeyler üretebiliyor günümüzde. Ancak aynı zamanda şunu da belirtmeliyim ki bilhassa elektronik müzik artık her yerde. Yani sadece radyoda değil. İnternet, TV yapımları ve reklam kuşaklarında. O röportajda belirtmek istediğim de buydu.

>>>Konserlerde durum ne peki? Yakın zamanlı planların arasında Türkiye’ye uğramak var mı?
Şu sıralar Avrupa civarını turluyorum. Neden olmasın, elbette. Türkiye’ye en kısa zamanda gelmek istiyorum.

>>>Son soru. Daft Punk’ın özellikle geçen yıl dünya çapında sağladığı büyük başarı Fransa’daki elektronik müzik çevrelerinde nasıl yankılandı? Random Access Memories ardından kariyeri için çabalayan Fransız müzisyenler hayallerini biraz daha genişlettiler sanki. Ne dersin?
Random Access Memories sınırların aşıldığı andı ama Daft Punk halihazırda uzun zamandan beri ekol olmayı sürdürüyor. Sadece onlar değil ama. Aynı zamanda Bob Sinclar ve David Guetta gibi piyasada başarılı olmuş isimlerin de genç müzisyenler üzerinde büyük izler bıraktıklarını düşünüyorum. Ayrıca Cerrone adını burada belirtmeliyim. Fransız prodüktörler üzerinde çok fazla etki gücüne sahiptir Cerrone. Ben dahil.

Bekir Özgür Aybar

No comments

Leave a reply