RÖPORTAJ // ULAN: ‘’NE İSPANYOL NE DE TÜRK, İKİSİNİ DE İÇİNE ALAN EVRENSEL BİR DURUŞUMUZ VAR’’

37 Posted by - 21 April 2015 - RÖPORTAJ

Türk Rock camiası yeni bir üye kazandı geçtiğimiz hafta. Bu yeni oluşumun ismi: ULAN! ULAN; Valencia-Kadıköy hattında kurulu, psikedelik ve post ögeleri bangır bangır hissettiren, bunu yaparken de Türkçe’den yardım alan ve söyleyeceği çok şey olan bir grup. Albümü dinlerken, sanki yıllardır müzik yapıyorlarmış gibi hissettik.

Erdem Belener grupla buluştu ve “Dua Tarlası” albümünü, grubun dününü-bugününü Volkan ve Levent’in ağzından dinledi.

>>>Hoş geldiniz ULAN! Albümünüz hayırlı uğurlu olsun. Şarkılarınız 15-16 yıl öncesine kadar uzanıyor. Çoğunlukla lise yıllarında yaptığınız bestelerden oluşuyor bu ilk albüm. O dönemde, o küçük yaşlarda, nasıl bu kadar olgun besteler çıkabildi? Ve psikedelik-post rock nasıl sizin popüleriniz oldu?

Volkan: Biz beraber müzik yapmaya başlamadan önce kafamızda belli bir sound vardı. Onu birbirimize çok açık bir şekilde söylemiyorduk. O zamanın imkânlarıyla bir gitar ve bir de bas gitarla çalıyorduk ama hep açıklanamayacak bir sound vardı. Ve hiçbir zaman da “Şu sound’u yakalayalım, aman bu şekilde olsun!” diye uğraşmadık. İçimizden bu geliyordu bizim. Başkalarına göre lise yıllarında kolay olan popülere yönelmekti. Bana göre kolay olan, her zaman başkalarının düşüncelerinin tersine gitmek olmuştur.

Levent: Lise yıllarının verdiği coşkuyla dinlediğimiz müziklerden etkilenip de “Aman ne güzel sound! Biz de buna yakın bir şeyler yapalım!” demedik. Kafamızda sesler vardı, şarkılar vardı ve bir tavır vardı. O tavrı ve tarzı kafamızdaki seslere yansıtmaya çalıştık. 15-16 yıllık şarkılar çoğunlukta, ama yeni şarkılarımız da var. Özellikle Volkan’da çok büyük bir şarkı havuzu var. Benim de eklentilerim var. Biz o listeden bir eleme yaparak bu albümü oluşturduk. Yani boş durmadık bu kadar sene. Albüm yapmaya karar verdiğimizde de yine popüler olana kayabilirdik. Bunun aslında lise yıllarıyla pek de alakası yok.

>>>Peki, ULAN isminin ve “Dua Tarlası”nın hikayesi nedir?

Levent: O gün ofis çok yoğundu. Whatsapp grubumuz da çok yoğundu. Hiç takip edemedim gelişmeleri ve içimden sürekli “Ulan!” dedim. (Gülüyorlar)

Volkan: Aslında ilk ismimiz Scarlett’ti. Fakat iş ciddiye binince Scarlett diye bir grup var mı diye baktık. Finlandiya’da çıktı. Grup isimleri ararken farkına vardık ki aradığımız ne isim varsa Çin’in bir köyünde, Finlandiya’nın bir tarafında, Türkiye’nin bir yerinde bir lise grubunda var. Derken aklımıza “ULAN” geldi. Ve Türkiye’de hiç bulamadık bu isimde bir grup.

Levent: İlk başta ULAN çok arabesk mi diye düşündük ama daha sonra düşündük ki ULAN’ı günlük hayatta çok fazla yerde kullanıyoruz. Sinirlendiğimizde ULAN, neşelendiğimizde ULAN, üzüldüğümüzde ULAN!

Volkan: Seviyorum ULAN!

Levent: Bir sürü duyguyu tek kelimeyle verebiliyoruz. Aslında kimse sormuyor ama grubun logosunun da bir hikayesi var. Grup İspanya-Türkiye ayakları olan bir grup. Volkan Valencia’da ben de Kadıköy’deyim. Logonun başındaki ve sonundaki birbirine ters U’lar aslında bunu anlatıyor.

>>>Kayıtlar da İspanya ve Türkiye arasında gitti geldi ve dijital ortamda yapıldı diye biliyorum. Zor bir süreç gibi gözüküyor. En sonunda istedikleriniz tam olarak olabildi mi sizce?

Volkan: Aslında zor bir süreç olmadı. Keyifliydi. Bu kadar keyif aldığım bir zamanı hatırlamıyorum. Saatlerce başka bir evrende gibiydik bilgisayar başında. Orası bilgisayar başı değildi kesinlikle. Daha da iyi oldu kavga etmedik hiç böylece. (Gülüyorlar)

Levent: Albüm sürecinin en iyi dönemiydi bence. Kavga edecek bir yapıda değiliz zaten de…

Volkan: İkimiz de birbirimizin kayıtlarını dinledik. O bana İstanbul’dan çalıp attı, ben ona İspanya’dan çalıp söyleyip attım. Hemen üzerine yorum yapmadık. İyice bir dinledik her zaman. Ve o anlar tam birer sürpriz anlarıydı. Acaba ne gelecek? Levent’e şarkıyı gönderiyorum ve acaba ne diyecek diye bekliyorum. Ondan baslar gelince sabırsızlanıyorum. “İniyor, indi, tamam tamam çok az kaldı…” diye.

Levent: Eğer Volkan’la aynı yerde yaşasak ve bu kaydı bir stüdyoda yapsak o stüdyonun saatine planına uymak zorundasın. Bunun belli bir gerginliği var. Birçok grubun da en büyük problemi bence bu.

>>>Amatör ruhu hiç kaybetmeden ortaya taş gibi profesyonel bir albüm çıkmış diyebilir miyiz?

Levent: Volkan bana kayıtları atıyordu. Üç gün boyunca bazen, dinliyordum. Acelem de olmuyordu hiç. Ben eve kapanıp baslarını çalıyordum. Böyle böyle Ağustos’tan Ekim’e kadar 26 şarkı kaydettik. Sonra mastering için stüdyo arayışına girdik. En sonunda İspanya’da Paco Morias’la Blackout Music’le master’larını yaptık. Amatör bir ruhla başlayıp profesyonelce bitirdik diyebiliriz.

Volkan: İspanya’da tabii ki bütçeler de daha uygundu ve ben işin içinde daha fazla yer alabildim, koşturabildim. Çünkü Levent’in her gün gitmesi gereken bir işi vardı sonuçta.

Levent: Türkiye’de kime gidersen git, hangi stüdyonun kapısını çalarsan çal aynı sound çıkıyor ortaya. Biz kafamızdaki sound’u onlara iyi anlatabildik. Paco bize örnek bir parçamızın bitmiş halini gönderdi. Biz “İşte bu!” dedik.

>>>Son hali hakkında tamam mısınız? İçinize tam olarak sindi mi?

Volkan: Tamamen içimize sindi. Tabii ikinci ve üçüncü albümlerde değişiklikler olacak ama bunun kayıt aşamasıyla bir ilgisi yok. Bestelerde ve tarzda değişiklikler olacak. Bu arada o albümler de şimdiden hazır sadece köşede bekliyorlar.

>>>Peki, şu anki tarzınıza psikedelik diyen de var post rock diyen de? Biz, soran olursa ne diyelim?

Volkan ULAN: İkisini de rahatça diyebiliriz. Post rock, alternatif rock gibi kavramlar çok geniş kavramlar ve bu da bizim işimize geliyor açıkçası. Bizim de kafamız bir o kadar geniş.

>>>Tamamen teknolojiden yararlanıp, neredeyse hiç bir araya gelmeden dijital ortamda kaydedip, kulağa hiç de öyle gelmeyen akustik bir kayıt çıktı ortaya. Sizce kayıt sırasında bir araya gelmek mi yaratıcılığı artırıyor yoksa bilgisayar başındaki bireysellik mi?

Levent ULAN: Bir araya gelseydik tabii başka yerlere de gidebilirdi kayıtlar ve şarkılar. Ama avantajımız şu oldu. Acele etmeden tek başımıza, kimse kimsenin beynini yemeden bir iş yaptık. Zaman sıkışıklığı yok, ekstra yorum yok. Bu bizi daha da özgür kıldı.

>>>Sektöre girdiğiniz anda sektörün bir hayli dijitalleşmiş olmasını nasıl karşıladınız? Spotify ve Tidal gibi akımlar aldı başını yürüdü.

Volkan: Ticari olarak bakarsak, albümü kaydederken işin parasal kısmını hiç düşünmedik. Her şey bittikten sonra bizim için önemli olan insanların dinlemesi. Çünkü bizim Jay-Z gibi kaybedecek milyon dolarlarımız yok. Eğer olursa düşünürüz. Spotify’ı kullanmaya başladığımdan beri ki İspanya’da 5 yıldır var o kadar yeni müzik keşfettim ki… Albüm satışlarının bu kadar az olduğu bir ortamda ben Spotify’ı bir kurtarıcı olarak görüyorum. Spotify sayesinde senin müziğin bir kütüphanenin parçası oluyor ve insanlar seni orada rahatça çekip çıkarabiliyor. Şu anın internet ortamında sesinizi duyurmak çok zor. Sadece ULAN’ın web sitesi olsa ve başka da bir şeyimiz olmasa kendimizi tanıtmak çok zor olurdu. İnternet bir çöplük ve var olmak çok zor.

>>>Yakın dönemde Thom Yorke şarkılarını torrent üzerinden yayınladı. Yine U2 albümünü bir gece iPhone’larımıza yükledi. Bu akımlar hakkında ne düşünüyorsunuz ve sizce Bono nerede yanlış yaptı? (Gülüşmeler)

Volkan: Gülüşmeler düşünüyoruz. Thom Yorke bir gece o hareketle milyonlar kazandı. Bono’nun sayılması gereken kötü özelliği çok tabii ama bu son harekete gelirsek orada büyük paralar döndüğünü biliyoruz. Ama ben herkesin telefonuna bir gecede şarkısını gönderen bir adam olmak istemezdim.

Levent: Herkesin telefonuna bir gece ansızın şarkılarını göndermek, herkese o albüm hakkında fikir sahibi olma hakkı verir. Ve benim özel alanıma giriliyor. Bence gereksiz.

>>>ULAN’ı besleyen müzikler nelerdir? Elinize yeniden gitarları almanızı sağlayan kişiler bugünlerde kimler?

Volkan: Bizim ortak yanımız liseden beri grunge’dır. Seattle taraflarındanız biz. Levent o zamanlarda (lisede) Queen dinlerdi. Ben onu Queen’den kurtardım. Dedim ki “Önümüzde Queen’i dinlemek için uzun yıllar var, şimdiden başlamamıza gerek yok. Zaten seveceksin. Şimdiden sevmene gerek yok.” Şu anda daha çok indie (indie’nin ne olduğunu çok da bilmeden), çağdaş klasik müzik ve caz dinliyorum.

Levent: Seattle devam, Pearl Jam devam ve aslında albümü başlatan şey de beraber bir Pearl Jam konserine gidişimiz oldu. Ben hala sert müzikler dinliyorum. Ama bas gitarı elime almadan “Master of Reality”yi tavaf ederim, önüme de Ahmet Güvenç’i koyarım.

>>>Valencia-İstanbul ayaklı olmanız sound’unuza ne kattı?

Volkan: Ortada bizce ne İspanyol ne de Türk sound’u var. İkisini de içine alan global bir sound var. Biz biraz sound konusunda bilerek ve isteyerek kendimizi bıraktık ve kaybolduk. Ortaya çıkandan da bir hayli memnunuz.

>>>15-16 yıllık parçalarınızla 2-3 yıllık parçalarınız arasında içerik, sound gibi farklılıklar var mı? Dünya artık çok başka bir yer çünkü…

Levent: Biz de değiştik, dünya da değişti ama bu şarkıların ayakta kalabilmesinin, yeniden dönüp dinlediğimizde kaydetmeye değer bulabilmemizin nedeni şarkıların bir gerçekliğinin olmasıdır. 15 yıldır çalıyorsak ve müzikle uğraşan insanlar olarak bu bizi hâlâ sıkmıyorsa, bu şarkıların bir gerçekliği vardır demektir. Ama genel olarak bakarsak hem büyüme çağının, hem de 30’lu yaşların ayrı ayrı hissedildiği parçalar var. Albümün bütününü bozmayan ve nüanslar barındıran parçalar var. Mesela ‘’Durdurun’’ şarkısı 16 yaşındaki bir tepki ama ‘’Hafriyat’’ taze yaşanmışlıkları veren orta yaşlarımızı temsil eden bir parça. Özet olarak hepsi zamansız kaldı ve ‘’Bu şarkı eskimiş!’’ hiç dedirtmedi bize şarkılar.

>>>ULAN, sizi keşfetmek için bekleyen dinleyicilere ne der?

Levent: Her şeyden önce Türkçe sözlü bir müzik var ortada. Bu sound’un Türkçe’yle yapılması daha önce çok fazla olmamış bir şey. Bizim tayfanın duymak isteyeceği şeyler var bizce ortada. Onlar bizi tanır.

Erdem Belener

1 Comment

  • VİDEO // “BAZENLİ GEÇMİŞ ZAMAN” – ULAN | Hafif Müzik 29 May 2015 - 15:17 Reply

    […] Klip hemen aşağıda, ULAN’la gerçekleştirdiğimiz röportaj ise şurada. […]

  • Leave a reply