Kaybedenlerin hikayesi

0 Posted by - 19 September 2012 - SEVDİĞİMİZ ŞEYLER

Ortalık başarı hikayesinden geçilmiyor. Peki başaramayanlara ne oluyor? Mesela eski rock’çılar nereye gidiyor? Ne yapıyorlar? Bakın size bir kaybeden hikayesinden bahsedeyim bugün…

1984 yılında Japonya’daki Super Rock Festivali’nin dört ana konuğu vardı. Scorpions, Whitesnake, Bon Jovi ve Anvil. Hepsi izleyen yıllarda milyonlarca albüm sattı, dev dünya turneleri gerçekleştirdi ve hatırı sayılır birer servet sahibi oldu. Bizim memlekete bile birden çok geldiler. Biri hariç. Anvil.

Kanadalı heavy metal grubunun üyeleri bu zaman zarfının sonunda kendilerini hayal ettiklerinden farklı yerlerde buldular.
Gitarist Steve “Lips” Kudlow kamyon şöförü oldu, davulcu Robb Reiner inşaat işçisi… Metallica, Anthrax, Megadeth, Slayer gibi grupları etkilemiş, onların üyelerine ilham vermiş ve kendine hayran bırakmış, 14 stüdyo albümü bulunan bir grubun kurucuları ve has üyeleri için hazin bir durum.

80’ler heavy metalin altın yıllarıydı. Bugün hâlâ en baba popçunun 10 katı albüm satan,
dev ekonomiler oluşturan grupların tamamı o dönem kuruldu ve gelişti. Yıllar içinde onların yükselişini, başarılarını, trajedilerini, krizlerini ve dramlarını anlatan belgeseller çekildi, yazılar ve röportajlar yayımlandı. Ancak hayat bundan ibaret değil. Evet kazananların, başaranların, yükselenlerin hikayeleri anlatılır. İnsanlar kazananların hikayelerini duymaktan hoşlanır.

Peki başaramayanlara ne oluyor? Merak ediyor musunuz? Ben de pek etmiyordum. “Anvil! The Story Of Anvil” belgeselini izleyene kadar.

Yıllar önce Metallica’nın zor zamanlarına odaklanan “Some Kind Of Monster” isimli belgeseli izlemiş ve büyük bir grubun dağılma noktasına gelip tekrar yükselmesine şahit olurken pek bir hislenmiştim. Meğer hiçbir şey görmemişim.

Anvil’in hikayesini anlatan “Anvil! The Story Of Anvil” belgeselini izledikten sonra Metallica üyeleri bana resmen şımarık zengin çocukları gibi göründü.
Anvil üyelerinin inşaattan ve kamyonla teslimattan vakit buldukça mahalle barlarında 40 kişiye konserler vermesi, ardından bir İtalyan hayranlarından gelen telefonla gaza gelip işlerinden güç bela izin alarak konser başı 1.500 avroya Avrupa turnesine çıkma çabaları çok hüzünlüydü. Trenler kaçacak, yollarda kalınacak, konserler iptal edilecek, vadedilen paralar alınamayacak ve elemanlar tren istasyonlarında kalmaya başlayacaktı.

Ben izlerken her sahnede “Hayır artık bu da olmasın bari” diye diye perişan oldum. Bir Romanya konserleri var ki, artık bu dramın tepe noktası. 10 bin kişilik konser mekanı, organizatörler “Merak etmeyin, tanıtımı şahane yaptık en az beş bin kişi gelecek” diyor. Gecenin sonunda grup sahne arkasında konsantre olup birbirlerine başarı dileyip sahneye çıkıyor. Karşılarında sadece 174 kişi var.

Kendisi de bir Anvil hayranı olan Sacha Gervasi tarafından çekilen film 2009’da Sundance Film Festivali’nde gösterilmişti. Ben yıllarca izlemedim, sonunda bir akşam yemeğinde bu eksiğimi yüzüme vuran değerli arkadaşlarım sayesinde geçtim karşısına.
Geçiş o geçiş. Lars Ulrich’ten Slash’e isimler gruba duydukları hayranlığı anlatıyor, öte yanda bizim elemanlar ufacık barlarda Arena konserindeymiş gibi çalıp iki kişi dinlerse sevinçten havalara uçuyorlar.

Rock gruplarının iç dünyasıyla dalga geçen “Spinal Tap” filmini izlemişsinizdir (izlemediyseniz izleyin). Bu film bir komediydi.
Anvil belgeseli gerçek.
Daha fazlasını anlatmayayım, benim gibi izlemeyenler varsa ezik duruma düşmesin ve bu filmi izlesin muhakkak.

“Eski rock’çılar nereye gidiyor” diye merak ediyorsanız, yanıtı burada bulacaksınız.
Şimdi diyeceksiniz ki o kadar dert var memlekette sen Kanadalı eski bir metal grubunun durumunu mu buldun üzülecek? Ben de böyleyim işte ne yapayım. Üzüntüde ayrımcılık yapamıyorum.

2 Comments

  • Ece 19 September 2012 - 12:20 Reply

    Anvil Türkiye’de konser versin, herhalde 40 kişiden fazlası gelir doğru promosyonla. Budgie diye bir grup vardı yine böyle, Dave Mustaine otobiyografisinde bahsediyordu, Lars’la tanışırken ilk bahsettikleri grup oymuş, bu grubun büyük fanlarıymış ama kitabı okuyana kadar duymamıştım.
    Neyse hiç olmazsa bu belgesel yapılmış, grubun tanıtımına katkısı oldu.

    • Mehmet Tez 03 October 2012 - 17:22 Reply

      Valla Budgie’nin dev hayranıydım. Hala da öyleyim. Birçok şeyi herkesten önce onlar düşündü. ama şans işte…

    Leave a reply