30 yıl sonra The Smiths

0 Posted by - 11 February 2014 - HAFİF TV, SEVDİĞİMİZ ŞEYLER

The Smiths’in ilk albümünün üzerinden tam 30 sene geçti. Peki biz neden hala onları bu kadar umursuyoruz? Sadece müzikleri yüzünden mi? ALPER BAHÇEKAPILI yazdı…

Bundan tam 30 sene önce, bir şubat ayında The Smiths kendi adını taşıyan ilk albümünü yayınlayarak müzik dünyasına adım atmıştı. Sadece üç sene sonra, 1987’de son albümleri Strangeways, Here We Come’ı yayınlayarak dağılacaklardı. Peki neden biz 30 yıl sonra dahi The Smiths’i anıyoruz? Neden aradan onca zaman geçmesine rağmen etkilerini hiçbir zaman yitirmediler? Neden yitirecek gibi de görünmüyorlar? The Beatles, Pink Floyd, The Smiths gibi gruplar nasıl oluyor da hala bu kadar popülerler? Müzikal açıdan devrim yarattıkları için mi böyle? Tek sebebi bu mu? Yoksa ötesinde başka şeyler de var mı? Var elbette.
The Smiths’in süregelen popülerliğinin yegane sebebi günümüzün alışıldık indie/alternatif müzik kavramını yıllar önce ‘pop’ dünyasının içine yerleştirmiş olmaları değil. Evet, müzikal açıdan yenilikçi, gelecekteki birçok isme ilham kaynağı olacak kadar yetenekli ve alternatif müzikteki standartları oluşturacak kadar etkiliydiler. Son otuz yıldır, daha ben yazı yazmayı bilmiyorken de söylenen, düşünülen buydu. Bunu söyleyerek bir keşif yapmıyoruz. Bugün duyduğumuz, hatta birkaç ay önce piyasaya düşen ‘yeni’ şarkılarda dahi The Smiths’in hayaleti dolaşabiliyor. Bu da yadsınamayan, gözle görülür ve sık sık tespit edilen gerçeklerden biri. Steven Patrick Morrissey, Johnny Marr, Andy Rourke ve Mike Joyce. Bu dörtlünün müziği birçoğumuzu derinden etkiledi. Ama en çok Morrissey’in sözleri bizi vurdu. Çünkü hissettiğimiz ama dile getirmeye yeteneğimizin olmadığı ya da getirmekten çekinilen şeyleri anlatıyordu.
Sadece notalara, gitar tonlarına, enstrümanların kullanış şekline muhalefet etmiyordu The Smiths. Morrissey’in sözleri hayatın kendisine dair birçok şeye de muhalifti. The Smiths ve sonrasındaki Morrissey, bunaldığı ve olmasını istediğini iki ayrı dünyayı anlattı her zaman. Albüm isimlerinde dahi The Smits (Meat Is Murder, Et Cinayettir / Queen Is Dead, Kraliçe Öldü), rahatsızlık duyduğu şeyleri birçok müzisyenin aksine bağırıyordu. The Beatles da, John Lennon da bir yönüyle böyle değil miydi? İkisinin ünü çok daha farklı yerlerde ama konuya hakim olanlar, onların adlarını duyduklarında sadece müziklerini mi düşünüyorlar? Bundan çok uzun zaman önce söyledikleri ve hala birçok açıdan geçerliliğini koruyan sözleri de, bazen müziklerinden bile önce aklımıza gelmiyor mu?
Müzik ve toplumsal fayda her zaman birlikte olmak zorunda değil. Her film, kitap, albüm bir yanıyla hayatımızdaki sorunları anlatmak, aktarmak, çözmeye çalışmak mecburiyetinde değil. Sanat sadece estetik olduğu zaman da güzel. Bu da harika bir şey. Ama eğer bayağı kaçmadan, güzelliğini bozmadan, gücünü canımızı sıkan şeyler için de kullanabiliyorsa, işte o anda büyüleyici bir şeyler oluyor. The Smiths bunu defalarca yaptı. O kusursuz müziğe bir de bunu ekledikleri için birçokları onları hala konuşmaya devam ediyorlar.
Peki dönüp bize bakalım. ‘Bazı şeyleri’ şarkılarında, hayatlarında haykıran müzisyenleri tenzih ederim. Herkes üzerine alınmasın. Kimse de gidip “Bu ne kötü, yapmayın” diye şarkı yazmak ya da görüş beyan etmek zorunda değil. Ama memleket yanarken, bunca uğursuzluk üzerimizde dolanırken, her yandan özgürlüklerimiz kısıtlanırken susan birçoklarını anlamıyorum. Görüşünüz farklı olabilir. Ama hangi görüşte olursanız olun yanlış olduğu bariz olan evrensel şeyler var. Bizde böyle bir şey olduğunda hemen hemen tüm büyük ‘şarkıcılarımız’ susmayı tercih ediyorlar. Hatta bazıları bizi yanlışa sürükleyenlerin yanında alkış tutmaya devam ediyorlar. Söz konusu ceplerine girecek olan para, telif olduğunda bağıran, Başbakan’a dahi konuyu iletenler başka şeylerde susuyorlar. Telif haklarından, özellikle de geçen hafta çözümlenen YouTube anlaşmazlığından bahsediyorum. Kimsenin telifi, parası hiçbir yerde kalmasın tabii. Dilleri varmış, konuşabiliyorlarmış. Bağırıldı, yalvarıldı, çözüldü. Ama yeri geldiğinde başka konularda da konuşmak gerekmez mi? İnsan sadece kendi çıkarına olan konularda mı sesini yükseltir? Tesadüftür, The Smiths üyeleri de aralarında bir telif anlaşmazlığına düşüp mahkemelik olmuştu. Ama bizim buradaki bazı müzisyenlerin aksine The Smiths üyelerinin sesi konu sadece para olduğunda çıkmıyordu. Ben The Smiths’i muhteşem müziklerinin yanı sıra dürüst ve samimi oldukları, sadece kendilerini düşünmedikleri için seviyorum. Bizdeki bazı müzisyenleri de tam aksine bencillikleri ve samimiyetsizlikleri yüzünden sevmiyorum. Darısı onların başına. Nice yıllara The Smiths.

Alper Bahçekapılı, Birgün

2 Comments

  • şehirli derviş 16 February 2014 - 17:55 Reply

    Haklı eleştiri fakat The smiths bu tespitin içinde biraz yüzeysel ele alınmamış mı? “Müzikte bir deney Anadolu rock” belgeselinde güzel bir şeye de değinir mesela.The Beatles’ı bu kadar popüler yapan şey müziği ya da üyeleri midir yoksa arkasında ki Kraliyet mi? Birazda olaya buradan bakmak gerek Mehmet ağa bey.

    • Mehmet Tez 16 February 2014 - 18:17 Reply

      Yazıyı Alper Bahçekapılı yazdı. Belki ona bu görüşünü mail atman iyi olabilir.

    Leave a reply