Brett Anderson 14-15 Ekim’de Salon’da…

0 Posted by - 12 August 2011 - HAFİF TV

Baba gelene kadar dileyen Suede albümlerini gözden geçirebilir, isteyen de şahane bir albüm diyebileceğimiz Black Rinbows’un traiker’ını dinleyebilir… Sonbaharın en güzel konserlerinden biri olacak…

Bu arada biraz da nostalji… 2003’te Londra’da Brett Anderson’In evine gidip kendisiyle bir röportaj yapmıştım. Şöyle şeyler konuşmuşuz o zaman…

Londra'dan bir tat bir doku. Ortadaki komik ve sakil insan benim.

Londra’da bir bahçede Suede’le…
Eylülde Türkiye’ye gelecek olan Suede’i, solistinin Londra’daki evinde ziyaret ettik. Brett Anderson ve basçı Mat Osman, ağaçlar altında anlattılar

MEHMET TEZ -Radikal, 23 Ağustos 2003
Açık söylemek gerekirse ünlü bir rock grubuyla, hem de solistinin evinde röportaj yapmak her zaman ele geçen bir fırsat değil. Tamam, bu işle uzaktan yakından ilgili kime sorsan ilginç bulur, anında atlar, en azından hamle yapar. Ama evin kapısına doğru yaklaşırken insan burada olmamak için neler verirdim diye ciddi ciddi düşünüyor. Mesela Brett evde olmasın, karşılığında yaz ortası bir hafta grip olayım, ne yediğimden tat alayım, ne içtiğimden. Ya da şimdi röportaj yarına kaldı desinler, CD player’ım Thames’e düşsün içinde de Budgie’nin Budgie albümünün tek kopyası olsun. Ne bileyim, “Brett’in morali bozuk, şimdi istemiyor,” desinler, John Lennon’la öbür tarafta röportaj ayarlayayım, fotoğrafçı ayarlamayı unutayım, teybin içinden de pil çıkmasın. Hepsine ve daha fazlasına (reklam gibi oldu) razıydım o an. Lakin Notting Hill’deki üç katlı eve güneş vurmuş, gökyüzü açık, kapı açık, içeriden kahkahalar yükseliyor, saha ve hava şartları röportaja müsait olmaktan da öte şahane. Menajer Charlie göründü. Ardından basçı Mat geldi, tanıştık. İçeri buyur edildik. Artık geriye dönüşü yoktur bu işin. Evvelki sene Brett’le röportaj yapan Suede hastası bir gazeteci arkadaşım “Önceleri biraz soğuk olur, sonradan seni severse açılır,” filan demişti. Ama tabii görüldüğü üzere, ben o anda kendimi sevdirmekten çok uzak bir noktadayım. Lakin hafif hafif eğlenmeye başlıyorum. Evin minik bir bahçesi var. Bahçede siyah bir kedi, bir kuş iskeleti. Zavallı kuşun bir tek gagası kalmış. Bir de barbekü üzerinde, taşlaşmış Şili biberleri gördüm. Ortam budur yani. Öyle kızlar, havuz, şampanya filan yoktu. Elemanlar yukarıda muhabbet ederken, tezgahı kurduk, kendilerini buyur ettik, Brett iskeletin yanına oturdu. Mat habire kediyi sevdi. İzlenim derseniz, Mat kesinlikle çok cana yakın biri ve genellikle sorulara önce o yanıt veriyor. Brett, kendisine özellikle bir şey sormadan yanıt vermiyor. Hatta mümkünse gitmek istiyor gibi geldi bana. Neyse ki giriş kısmı hariç durumu idare etmeyi bildik. Röportajın manalı bir kısmı aşağıdadır, kalan kısmında komiklikler, sakarlıklar
mevcuttur, röportaj boyunca gözüm bir kuş iskeletine, bir de Brett’in ayağındaki plaj terliklerine takılmıştır, Suede’in en güzel albümü bizce Head Music’tir, kendileri 6-7 Eylül’de Hezarfen’de Rock’n Coke’ta olacaktır.

Son albümünüzün adı A New Morning. Yeni bir başlangıç mı yaptınız?

Brett: Bu tarz sorular beni strese sokuyor. Bu da diğerleri gibi bir albüm, çok fazla bir iddiası da yok. Aslında şimdi bundan da konuşmak ne kadar manalı bilmiyorum. Üzerinden bir yıl geçti, yeni de değil ki artık. Son albümümüz işte.
Mat: Bana göre çok basit, çok doğal bir albüm. Öyle bilgisayarların, efektlerin filan fazla bulaşmadığı, bir odaya girip sakin sakin çaldığımız bir dönemin sonucunda çıktı. Daha önce yapılmamış bir şeyi denemeye filan da girişmedik. Ama Head Machine’e göre daha light ve pozitif olduğunu söyleyebilirim.

Hakkınızda çıkan yazıları okur musunuz?
Brett:
Bazen. Bunun için deli olmuyorum açıkçası. Sonuçta hakkında aklına gelmeyen yeni bir fikir gördüğün zaman bu ilginç olabiliyor. Ama uzun zamandır böyle bir şeye rastlamadım.
Mat: Sonuçta insan bir şekilde kanıksıyor. 20 yıl önce kimse tek satır yazmazdı, böyle şeyler o zamanlar önemliydi. Bir de kesinlikle öznel yazı yazma işi çok farklı yerlere gidiyor. Yani o kadar çok yalan yanlış şey yazılıyor ki…
Sizin için Britpop’u icat eden grup diye yazıldı. Katılıyor musunuz?
Brett:
Niye böyle tanımlamalar var konusunu başkalarına bırakıyorum. Ama insanların neden bize bu gözle baktıklarını anlayabiliyorum. Biz uzun süre sonra gelen ilk alternatif Britanyalı gruptuk. İnsanlar sevdi, beğendi ve bizi anladılar. Sonuçta bir sürü grup ve tarz içinde yeni bir şey yapıyorsun ve dikkat çekiyor.

Amerika’nın grunge’ına karşılık Britanya’nın yanıtı olduğunuz söylendi. Nirvana dinler misiniz?
Mat:
Bence harika bir grup. Ama ondan sonra bir sürü taklidi çıktı. Yani seri üretim gibi. Hem göze, hem kulağa hitap ediyor, izleyeni büyülüyor.
Brett: Sonuçta bir şarkı yazıyorsun, bir şey söylemeye çalışıyorsun, gelip senin pantolonunu, kazağını, ayakkabılarını örnek alıyorlar. Onlarla ilgili acı olan buydu bence.

Önümüzdeki 20-30 yıl içinde kendinizi nerede görüyorsunuz?
Brett:
Bu beni en fazla korkutan sorulardan biri. Yanıtını bilmiyorum. Düşünmek bile istemiyorum. Müzisyen olacağım yine herhalde.
Mat: Yeni single’larımız var, yeni parçalar yapıyoruz. Yeni albümler hazırlıyoruz. Böyle geçip gidiyor işte.

İlk kez büyük bir festivalde çaldığınızda neler hissetmiştiniz?
Brett:
Berbattı. Günün ortasında, kimse bizi duymuyor gibi geliyordu.
Mat: Bir kulüpte çalmaktan çok farklı. İnsanlarla iletişim kurmak için uğraşmanız gerekiyor. Sizden çok uzakta gibi duruyorlar, onlara bakıyorsunuz ama göremiyorsunuz. Bence festivalde çalmak öğrenilen bir şey. Ayrı bir disiplin gibi.
Brett: Dikkat çekmek için çaba göstermen gerekiyor, güneşin altında. Buna karşılık festival dinleyicisi ateşli ve içten oluyor. Bir de “Everything Will Flow” gibi en sevilen, en bilinen şarkıları çalman gerekiyor.

Kendi kendinize ne zaman “Tamam, biz bu işi becerdik artık, büyük bir grubuz,” dediniz?
Mat
: Söylemek zor. Yavaş yavaş olan bir şey. Hatırlamıyorum açıkçası. İnan böyle şeyleri pek düşünmüyoruz zaten.

Brett, 1996 yılında bir röportajda “Hayatım son altı-yedi yılda çok değişti,” diyor. Bu değişim aynı hızla sürüyor mu hâlâ?
Brett: Bir kere grup olarak başarıyı yakaladığınız zaman hayat cidden çok hızlı değişiyor. Paran yok, aletin yok, bir sürü sorunla boğuşuyorsun, küçük, karanlık bir odada yaşıyorsun. Sonra para kazanmaya başlayınca tabii bu tür dertlerin kalmıyor. Başka şeylerle ilgileniyorsun, zevklerin değişiyor. Sonrasında belli bir noktaya geliyorsun. O tarihten bu yana çok büyük bir değişiklik olmadı.

Etkilendiğiniz isimler arasında Morissey var, David Bowie var, T-Rex’i sevdiğinizi okudum, Brett’in Oscar Wilde’a ilgi duyduğunu biliyoruz. Bir geleneği mi devam ettiriyorsunuz müziğinizde?
Brett: Bunlar aslında pek çok müzik yazarının bizi tanımlarken kullanmayı tercih ettiği isimler. Etkiler tabii ki var. Ama sonuç olarak biz Suede’iz ve kendi müziğimizi yapıyoruz, bu konuyu bir geleneği sürdürmek şeklinde hiç düşünmedik.

Dünya meseleleri hakkındaki düşünceleriniz neler? Sizce her şey iyiye mi gidiyor, kötüye mi?
Mat
: Gerçekten bilmiyorum. Şu sıralar biraz karışık ortalık.

Bu sizi etkiliyor mu?
Mat
: Bunlardan etkilenmek insan olmanın bir özelliği. Tabii ki birey olarak etkileniyorsun ama mesela uluslararası terörizmle ilgili bir şarkı yazmaktan çok uzağız Suede olarak. Biz günlük hayatla ilgiliyiz, sıradan şeylerle.
Tanrı hepsini kutsasın!
Bir şarkı yazdığınızda onun hit olup olmayacağını hisseder misiniz?
Mat
: Bunun bir kuralı yok ama bazı şeyleri hissedebiliyorsun. Önemli olan plak şirketinin ona hit muamelesi yapması. Yani onları ikna etmeye çalışıyorsun.

Mesela Everything Will Flow iyi bir şarkı, onu anlamış mıydınız?
Brett
: Baştan beri biliyorduk iyi bir şarkı olacağını. Ama plak şirketini bizim kadar heyecanlandırmamıştı.
Mat: Bir süre sonra sanatçı olarak plak şirketleriyle nasıl ilişkiler kuracağını öğreniyorsun. Bu da işin önemli bir parçası. Diğer yandan her şeye sen karar vermiyorsun. Mesela bir besteyi öyle bir kaydediyorsun ki acayip bir şarkı oluyor. Ya da aynı şekilde kaybolup gidiyor.

Hayranlarınızla ilişkileriniz nasıl? Onlarla bir araya geliyor musunuz?
Mat
: Gerçekten çok acayip insanlar var hayatta. Dünyanın pek çok yerinde çalıyorsun. Birbirini tanımayan ve asla tanıyamayacak insanlar. Bu, bizi nasıl etkiliyor, anlatmak zor. Çok, çok acayip insanlar tanıdım (gülüyor), Tanrı hepsini kutsasın.

Sizin hayran olduğunuz kimse var mı?
Mat
: Ben çok albüm alan biriyim ama kimseye hayran değilim galiba.
Brett: Hayır. Ben müzikten hoşlanmam zaten. Plak da almam (Brett burada gülmedi, hatta soğuk bir rüzgar, samandan kümeleri sağa sola uçurdu. Bir miktar sessizliğin ardından…)

Peki konuyu değiştirelim, kendinizi şanslı hissediyor musunuz?
Brett
: Evet.
Mat: Yani bir çok albüm yaptık, konserler verdik, dünyayı dolaştık, başarılı olduk. Mahalle arkadaşlarımız, okuldaki arkadaşlarımız hâlâ aynı mahallede, aynı evde oturuyor. Bu anlamda evet. Ama hak etmediğimiz bir şeye sahip olduğumuzu düşünmüyorum. Bu durumda şans o kadar önemli değil.

Keşke şunu böyle yapmasaydım dediğiniz bir şey, bir olay?
Mat
: Birkaç yüz tane vardır herhalde. Bu insan olmanın bir parçası.
Brett: Hayatımızın yarısını zaten hatalar ve onların sonuçları oluşturuyor. Kariyer, özel yaşam hepsi hatalarla dolu.
Mat: Bir insanın karakterini, kişiliğini tercihleri oluşturur zaten. İyi olanlar kadar kötü olanlar da.

Peki, 35 yaş civarındasınız, yolun yarısı diye bir laf var. Ne düşünüyorsunuz?
Brett
: Oh, bambaşka bir dünya var burada, çok acayip… Acı çekiyoruz, oh hayır! (Gülüyorlar)
Mat: Değişen bir şey pek yok, zaten her şey yerine oturmaya başlıyor.

“Her şeyi yaptık, bundan sonrası çok zor,” dediğiniz olmuyor mu?
Mat
: Bazen. Yeni bir şarkı çıkıyor, ben bunu bin kere dinledim diyorsun.
Brett: Bence çok fazla iyi şarkı var yapılmış olan. Bu kimi zaman iyi, kimi zaman kötü. Ben hiçbir zaman şikayetçi olmadım.

İyi müzikler, iyi şarkılar hep eskiyor. Mesela Deep Purple iyi, ama eski artık. Sizi böyle bir tehlike bekliyor mu?
Mat
: Deep Purple’ın devri geçti, bu doğru. Ama mesela Brian Eno hâlâ şaşırtabiliyor, yeni müziklere imza atıyor, eskimiyor. Bunu yapmak imkansız değil. Her zaman gidecek bir yer vardır.
Brett: Hayatın sırrı nedir? Şimdi de onu mu soracaksın…
Hayır, o soruyu Leonard Cohen’e saklıyorum aslında… (Herkes güldü, laf kaynadı ben ne soracağımı unuttuğum için bir süre geveledim, sonra röportaj da bitti zaten.)

Bana İyİ bİr neden göster!

Brett, bir röportajda çocukken sürekli gördüğü bir kabustan söz ediyor. Ölmüş ve cehenneme gidiyor. Karşısına şeytan çıkıyor. Onu, kendini dünyaya geri göndermesi için ikna etmek zorunda, ama bir türlü doğru dürüst bir neden söyleyemiyor. (Mat gülmekten katıldı, Brett sonunda gülmek zorunda kaldı) Derken umutsuzca yalvarmaya başlıyor ve yalvara yalvara uyanıyor.

Geçen zaman zarfında iyi bir neden bulabildiniz mi bari?
Brett
: Ne yani, masumiyetimi mi kanıtlayacağım şimdi?
Mat: İşte röportajın can alıcı anı: Varoluşunu haklı çıkar!
Brett: Yine aynı şey olsa sanırım bu sefer söyleyecek bir şeyim var.

Bizimle paylaşmak istemez misiniz?

Brett: Bir grubum var, bir sürü albüm yaptık, ve… Bir şeyleri değiştirmeyi başardık…

No comments

Leave a reply